"Dilimize uzun zaman önce girmiş olan sözcükler yerleşmiştir, çıkarılamaz." savı vardır. Doğru değildir.Yanıtlayalım.
Önümüze sürekli, Türkçeleşme karşıtlarınca getirilen: ''Bir dile giren yad sözcüğün; ne zaman girdiği ve kullanımının ne kadar yaygınlaştığı, yalnızca o sözcüğün yerine karşılık bulmayı ve o karşılığın benimsenmesini kolaylaştıran veya güçleştiren bir değişkendir. Hiçbir nen olanaksız değildir. Güç veya değil, bu yapılmalıdır. Burada tek sorun, geçmişte yapılmış olan bu yanlışın alışkanlık olmasından ötürü, düzeltilmesinin daha güç oluşudur. Ancak yerleşmiş sözcükler değiştirilemez diye bir kural yoktur.
Atatürk, dil devrimi sırasında yerleşmiş denen birçok sözcüğü değiştirmiştir. Ülkeler bunları gerçekleştirir. Başıboş bırakılmış bir dil, yok olma sürecine girer.
“Kaç yıllık sözcükleri nasıl değiştireceksiniz? Toplum bu sözcüklere alıştı.” denmektedir.
Sorun sözcüklere alışmak veya uzun yıllardır kullanılıyor olması değildir. Bunun en belirgin kanıtları, çok uzun zamandır kullanılan sözcüklerin, Türkçeler'iyle ya da batı kökenleriyle değişmiş olmasıdır. Dil devrimi sırasında uzun zamandır kullanılan birçok yad sözcük Türkçeler'iyle değişmişti. Örneğin; geçmişte yerleşmiş ve değiştirilemez denen "ehlivukuf" sözcüğü "bilirkişi" ile, "beynelmilel" sözcüğü "uluslararası" sözcüğü ile, "itimat" sözcüğü "güven" ile, "vukuat" sözcüğü "olay" ile, "kainat" sözcüğü "evren" ile, "nizamname" sözcüğü "tüzük" ile, "müselles" sözcüğü "üçgen" ile değişmiştir. Bunlar gibi binlerce örnek vardır. Ayrıca günümüzde de, uzun yıllardır dilimizde olan Arapça “hayran” sözcüğü yerine, son zamanlarda İngilizceden “fan” sözcüğü girebilmiştir. Eğer İngilizceden bu sözcük gelip, kaç yıllık Arapça sözcüğün yerini alabiliyorsa, Türkçe kökenli “tutkun” sözcüğü de alabilir. Benzer durum, “merkez-center” (Türkçesi: ortay), “idareci-admin/moderatör/süpervizör/CEO” (Türkçesi: yönetici), “vize-midterm” (Türkçesi: arasınav), “seyahat-travel” (Türkçesi: yolculuk) gibi eski, yad ve doğu kökenli kullanımlardan yeni, yad ve batı kökenli sözcüklere geçişlerde görülmektedir. Bu sözcüklerin Türkçeler'i de vardır. Batı kökenlileri kabul edilirken, Türkçeler'inin kabul edilmemesi için bir neden yoktur.
Bilimsel veriler, önerildiği günlerde dışlanan ve küçümsenen Türkçe karşılıkların büyük oranda zamanla benimsendiğini göstermiştir. Türkçe sözcüklerin benimsenebilmesi için belki bir iki kuşak geçmesi gerekmiştir. Ancak bu önünde sonunda olmuştur. Bugün yadırgamadan kullandığımız "bilgisayar", "akaryakıt", "güven", "evren" gibi yüzlerce sözcük ilk ileri sürüldüğünde; yadırganmış, dalga geçilmiş, beğenilmemişti. Ancak dilsever yurttaşların, yazarların, devletin kullanması ile süreç içinde sevilmiş ve kullanıla kullanıla yerleşmiştir. Eski ve yad kökenli olan karşılıklarının kullanımı ise giderek azalmış ve sonunda neredeyse hiç kullanılmaz olmuştur.
Bununla ilgili örnekler verelim: İlyas Göz'ün, 2003 yılında, "Yazılı Türkçe'nin Kelime Sıklığı Sözlüğü" adıyla, TDK Yayınları'ndan yayımladığı araştırmasında, türlü sözcüklerin, basında kullanılma sıklığı konu edilmiştir. Buna göre; Arapça'dan dilimize giren "münasebet" sözcüğü yalnızca 20 kez kullanılırken, Türkçe karşılığı olan "ilişki" sözcüğü 709 kez kullanılmıştır. Benzer biçimde "fert" 47, "birey" ise 213 kez kullanılmıştır. "Teferruat" sözcüğü 4 kez, "ayrıntı" sözcüğü ise 115 kez kullanılmıştır. Bunlar göstermektedir ki, geçmişte benimsenmiş ve çıkarılamaz denen nice sözcük dilimizde neredeyse hiç kalmamıştır.
Dilimize giren yad sözcüklerin dilimizden çıkarılması ve yerine Türkçeler'inin konması zaman alacak bir iştir. Ancak yapılmalıdır. Bu ulusal bir görevdir. Bu işin güç olması, bizi caydırmamalıdır. Unutmamalıdır ki, Atatürk'ün dediği gibi: ''Türk; çetin işler yapmak için yaratılmıştır.''
Türkçe'nin Diriliş Hareketi
Önümüze sürekli, Türkçeleşme karşıtlarınca getirilen: ''Bir dile giren yad sözcüğün; ne zaman girdiği ve kullanımının ne kadar yaygınlaştığı, yalnızca o sözcüğün yerine karşılık bulmayı ve o karşılığın benimsenmesini kolaylaştıran veya güçleştiren bir değişkendir. Hiçbir nen olanaksız değildir. Güç veya değil, bu yapılmalıdır. Burada tek sorun, geçmişte yapılmış olan bu yanlışın alışkanlık olmasından ötürü, düzeltilmesinin daha güç oluşudur. Ancak yerleşmiş sözcükler değiştirilemez diye bir kural yoktur.
Atatürk, dil devrimi sırasında yerleşmiş denen birçok sözcüğü değiştirmiştir. Ülkeler bunları gerçekleştirir. Başıboş bırakılmış bir dil, yok olma sürecine girer.
“Kaç yıllık sözcükleri nasıl değiştireceksiniz? Toplum bu sözcüklere alıştı.” denmektedir.
Sorun sözcüklere alışmak veya uzun yıllardır kullanılıyor olması değildir. Bunun en belirgin kanıtları, çok uzun zamandır kullanılan sözcüklerin, Türkçeler'iyle ya da batı kökenleriyle değişmiş olmasıdır. Dil devrimi sırasında uzun zamandır kullanılan birçok yad sözcük Türkçeler'iyle değişmişti. Örneğin; geçmişte yerleşmiş ve değiştirilemez denen "ehlivukuf" sözcüğü "bilirkişi" ile, "beynelmilel" sözcüğü "uluslararası" sözcüğü ile, "itimat" sözcüğü "güven" ile, "vukuat" sözcüğü "olay" ile, "kainat" sözcüğü "evren" ile, "nizamname" sözcüğü "tüzük" ile, "müselles" sözcüğü "üçgen" ile değişmiştir. Bunlar gibi binlerce örnek vardır. Ayrıca günümüzde de, uzun yıllardır dilimizde olan Arapça “hayran” sözcüğü yerine, son zamanlarda İngilizceden “fan” sözcüğü girebilmiştir. Eğer İngilizceden bu sözcük gelip, kaç yıllık Arapça sözcüğün yerini alabiliyorsa, Türkçe kökenli “tutkun” sözcüğü de alabilir. Benzer durum, “merkez-center” (Türkçesi: ortay), “idareci-admin/moderatör/süpervizör/CEO” (Türkçesi: yönetici), “vize-midterm” (Türkçesi: arasınav), “seyahat-travel” (Türkçesi: yolculuk) gibi eski, yad ve doğu kökenli kullanımlardan yeni, yad ve batı kökenli sözcüklere geçişlerde görülmektedir. Bu sözcüklerin Türkçeler'i de vardır. Batı kökenlileri kabul edilirken, Türkçeler'inin kabul edilmemesi için bir neden yoktur.
Bilimsel veriler, önerildiği günlerde dışlanan ve küçümsenen Türkçe karşılıkların büyük oranda zamanla benimsendiğini göstermiştir. Türkçe sözcüklerin benimsenebilmesi için belki bir iki kuşak geçmesi gerekmiştir. Ancak bu önünde sonunda olmuştur. Bugün yadırgamadan kullandığımız "bilgisayar", "akaryakıt", "güven", "evren" gibi yüzlerce sözcük ilk ileri sürüldüğünde; yadırganmış, dalga geçilmiş, beğenilmemişti. Ancak dilsever yurttaşların, yazarların, devletin kullanması ile süreç içinde sevilmiş ve kullanıla kullanıla yerleşmiştir. Eski ve yad kökenli olan karşılıklarının kullanımı ise giderek azalmış ve sonunda neredeyse hiç kullanılmaz olmuştur.
Bununla ilgili örnekler verelim: İlyas Göz'ün, 2003 yılında, "Yazılı Türkçe'nin Kelime Sıklığı Sözlüğü" adıyla, TDK Yayınları'ndan yayımladığı araştırmasında, türlü sözcüklerin, basında kullanılma sıklığı konu edilmiştir. Buna göre; Arapça'dan dilimize giren "münasebet" sözcüğü yalnızca 20 kez kullanılırken, Türkçe karşılığı olan "ilişki" sözcüğü 709 kez kullanılmıştır. Benzer biçimde "fert" 47, "birey" ise 213 kez kullanılmıştır. "Teferruat" sözcüğü 4 kez, "ayrıntı" sözcüğü ise 115 kez kullanılmıştır. Bunlar göstermektedir ki, geçmişte benimsenmiş ve çıkarılamaz denen nice sözcük dilimizde neredeyse hiç kalmamıştır.
Dilimize giren yad sözcüklerin dilimizden çıkarılması ve yerine Türkçeler'inin konması zaman alacak bir iştir. Ancak yapılmalıdır. Bu ulusal bir görevdir. Bu işin güç olması, bizi caydırmamalıdır. Unutmamalıdır ki, Atatürk'ün dediği gibi: ''Türk; çetin işler yapmak için yaratılmıştır.''
Türkçe'nin Diriliş Hareketi
Önümüze sürekli, Türkçeleşme karşıtlarınca getirilen:
''Bir dile giren yad sözcüğün; ne zaman girdiği ve kullanımının ne kadar yaygınlaştığı, yalnızca o sözcüğün yerine karşılık bulmayı ve o karşılığın benimsenmesini kolaylaştıran veya güçleştiren bir değişkendir. Hiçbir nen olanaksız değildir. Güç veya değil, bu yapılmalıdır. Burada tek sorun, geçmişte yapılmış olan bu yanlışın alışkanlık olmasından ötürü düzeltilmesinin daha güç oluşudur. Ancak yerleşmiş sözcükler değiştirilemez diye bir kural yoktur. Atatürk, dil devrimi sırasında yerleşmiş denen birçok sözcüğü değiştirmiştir. Ülkeler bunları gerçekleştirir. Başıboş bırakılmış bir dil, yok olma sürecine girer.
“Kaç yıllık sözcükleri nasıl değiştireceksiniz? Toplum bu sözcüklere alıştı.” denmektedir. Sorun sözcüklere alışmak veya uzun yıllardır kullanılıyor olması değildir. Bunun en belirgin kanıtları, çok uzun zamandır kullanılan sözcüklerin Türkçeler'iyle ya da batı kökenleriyle değişmiş olmasıdır. Dil devrimi sırasında uzun zamandır kullanılan birçok yad sözcük Türkçeler'iyle değişmişti. Örneğin; geçmişte yerleşmiş ve değiştirilemez denen "ehlivukuf" sözcüğü "bilirkişi" ile, "beynelmilel" sözcüğü "uluslararası" sözcüğü ile, "itimat" sözcüğü "güven" ile, "vukuat" sözcüğü "olay" ile, "kainat" sözcüğü "evren" ile, "nizamname" sözcüğü "tüzük" ile, "müselles" sözcüğü "üçgen" ile değişmiştir. Bunlar gibi binlerce örnek vardır. Ayrıca günümüzde de uzun yıllardır dilimizde olan Arapça “hayran” sözcüğü yerine, son zamanlarda İngilizceden “fan” sözcüğü girebilmiştir. Eğer İngilizceden bu sözcük gelip, kaç yıllık Arapça sözcüğün yerini alabiliyorsa, Türkçe kökenli “tutkun” sözcüğü de alabilir. Benzer durum, “merkez-center” (Türkçesi: ortay), “idareci-admin/moderatör/süpervizör/CEO” (Türkçesi: yönetici), “vize-midterm” (Türkçesi: arasınav), “seyahat-travel” (Türkçesi: yolculuk) gibi eski, yad ve doğu kökenli kullanımlardan yeni, yad ve batı kökenli sözcüklere geçişlerde görülmektedir. Bu sözcüklerin Türkçeler'i de vardır. Batı kökenlileri kabul edilirken, Türkçeler'inin kabul edilmemesi için bir neden yoktur.
Bilimsel veriler, önerildiği günlerde dışlanan ve küçümsenen Türkçe karşılıkların büyük oranda zamanla benimsendiğini göstermiştir. Türkçe sözcüklerin benimsenebilmesi için belki bir iki kuşak geçmesi gerekmiştir. Ancak bu önünde sonunda olmuştur. Bugün yadırgamadan kullandığımız "bilgisayar", "akaryakıt", "güven", "evren" gibi yüzlerce sözcük ilk ileri sürüldüğünde yadırganmış, dalga geçilmiş, beğenilmemişti. Ancak dilsever yurttaşların, yazarların, devletin kullanması ile süreç içinde sevilmiş ve kullanıla kullanıla yerleşmiştir. Eski ve yad kökenli olan karşılıklarının kullanımı ise giderek azalmış ve sonunda neredeyse hiç kullanılmaz olmuştur.
Bununla ilgili örnekler verelim:
İlyas Göz'ün, 2003 yılında, "Yazılı Türkçe'nin Kelime Sıklığı Sözlüğü" adıyla, TDK Yayınları'ndan yayınladığı araştırmasında, çeşitli sözcüklerin basında kullanılma sıklığı konu edilmiştir. Buna göre; Arapçadan dilimize giren "münasebet" sözcüğü yalnızca 20 kez kullanılırken, Türkçe karşılığı olan "ilişki" sözcüğü 709 kez kullanılmıştır. Benzer biçimde "fert" 47, "birey" ise 213 kez kullanılmıştır. "Teferruat" sözcüğü 4 kez, "ayrıntı" sözcüğü ise 115 kez kullanılmıştır. Bunlar göstermektedir ki, geçmişte benimsenmiş ve çıkarılamaz denen nice sözcük dilimizde neredeyse hiç kalmamıştır.
Dilimize giren yad sözcüklerin dilimizden çıkarılması ve yerine Türkçeler'inin konması zaman alacak bir iştir. Ancak yapılmalıdır. Bu ulusal bir görevdir. Bu işin güç olması, bizi caydırmamalıdır. Unutmamalıdır ki, Atatürk'ün dediği gibi: ''Türk; çetin işler yapmak için yaratılmıştır.''
Türkçe'nin Diriliş Hareketi
Yayının oluşturulma tarihi: 25 Ekim 2013
Bugün: 25 Ekim 2013, TC Ahmet Öztürk
Bu dizelgede, Osmanlı Türkçesi sözler, sözün Türkçe'deki çağdaş yazımı (TDK tarafından önerildiği gibi) ve çağdaş Türkçe karşılığı verilmiştir.
Hellence veya Lâtince kökenli Fransızca sözler, Türkçeye 19. yüzyılda girmeye başladı. Özellikle Tanzimat Dönemi sonrasında bu oran artmaya başladı. Günümüzde yaklaşık 5,000 Fransızca söz Türkçede yer almakta olup, çoğu günlük yaşamda kullanılmaktadır.
Fransızca ve Osmanlıca Türkçe karşılığı
kökenli sözcükler
| abes | : anlamsız, saçma, boş |
| abıhayat | : bengisu, dirim suyu, yaşam suyu |
| abide | : anıt |
| abus | : somurtkan, asık yüzlü |
| acayip | : şaşırtıcı, yadırgatıcı, şaşılacak şey, olağan üstü |
| acele, acil | : tez, ivedi, tezelden, ivedilikle |
| acemi | : toy, ustalaşmamış, beceriksiz |
| aceze | : düşkün |
| acziyet | : güçsüzlük, beceriksizlik |
| âciz | : güçsüz, beceriksiz |
| acul | : tez canlı, ivecen |
| acuze | : kocakarı |
| adabımuaşeret | : görgü kuralları |
| aḍele | : kas |
| adalet | : türe, hak |
| adap | : töre, yol yordam |
| adavet | : yağılık |
| âdet | : 1) gelenek, görenek, töre 2) alışkanlık 3) aybaşı |
| âdeta | : neredeyse, bayağı, sanki |
| adi | : 1) niteliksiz 2) aşağılık, bayağı 3) olağan, sıradan |
| adil | : doğru, haktanır |
| af | : 1) bağışlama 2) görevden alma |
| afaki | : 1) gelişigüzel, amaçsız 2) nesnel |
| afet | : 1) kıran, yıkım 2) çok güzel (kız, kadın) |
| affetmek | : 1) bağışlamak 2) görevden almak |
| afiyet | : sağlık, esenlik |
| ağyar | : yabancı, el |
| ahbap | : arkadaş, tanış, gönüldeş |
| ahdetmek, yemin etmek | : ant içmek |
| ahfat | : torunlar, soy |
| ahir | : son |
| ahit, akit | : 1) antlaşma, sözleşme 2) ant 3) çağ |
| ahize | : almaç |
| ahkâm | : yargı |
| ahlak | : 1) töre, aktöre 2) alışkanlık |
| ahmak | : beyinsiz, bön |
| ahşap | : ağaçtan, tahta |
| ahval | : durum |
| aidat | : 1) ödenti 2) kesenek |
| aidiyet | : 1) ilişkinlik, değginlik |
| aile | : ocak |
| ait | : ilgili, ilişkin, ilişik |
| akabinde | : hemen sonra, ardından, ardı sıra |
| akdetmek | : (sözleşme, antlaşma) yapmak |
| akıbet | : son |
| akıl | : 1) us 2) bellek 3) öğüt |
| akim | : kısır, verimsiz, sonuçsuz |
| akis | : yankı, tepki |
| akit | : anlaşma, sözleşme, bağıt |
| aklıselim | : sağduyulu |
| akran | : yaşıt |
| aberasyon | : sapma |
| ablatif | : çıkma durumu |
| abone | : sürdürümcü, sürdürüm |
| absorbe | : emme, soğurma |
| abstre | : soyut |
| absürt | : saçma, usdışı |
| adaptasyon | : uyarlama |
| aerometre | : havaölçer |
| afiş | : ası |
| afişe etmek | : açıklamak, açığa vurmak |
| ajan | : gizli (görevli, aracı) |
| ajanda | : andaç |
| akort | : ses düzeni (çalgı için) |
| aksan | : vurgu, söyleyiş |
| aktif | : etkin, canlı |
| aktüel | : güncel |
| akustik | : 1) yankı bilimi, yankı düzeni 2) yankılanım, ses dağılımı |
| akü (akümülatör) | : akımtoplar |
| alafranga | : batılıca |
| abluka | : kuşatım, kuşatma, çevirme |
| alaturka | : doğuluca |
| alfabe | : abece |
| almanak | : yıllık |
| amblem | : belirteç |
| ambulans | : cankurtaran (taşıt) |
| analiz | : irdeleme, araştırma, inceleme |
| analjezik | : ağrı kesici |
| anarşi | : iç kargaşa |
| anatomi | : 1) gövde yapısı 2) gövde bilimi 3) iç yapı |
| anestezi | : uyuşturma |
| arkeolog | : kazı bilimci |
| baraj | : 1) su bendi 2) büğet, bağlağı 3) engel |
| barometre | : basınçölçer |
| biyografi | : öz geçmiş, yaşam öyküsü |
| biyoloji | : yaşam bilimi, canlı bilimi |
| bonservis | : iş belgesi |
| botanik | : bitki bilimi |
| paradoks | : çelişki |
| teori | : kuram |
| testis | : er bezi |
| versiyon | : sürüm |
| viraj | : dönemeç, sapak |
Yayının oluşturulma tarihi: 2 Eylül 2013
Bugün: 2 Eylül 2013, Kuvayı Milliyeci


