"Türk Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimlerini benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, "Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır" demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır.

Polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç: ''Polis, henüz devrim ve Cumhuriyetin polisi değildir." diye düşünecek, ama hiç bir zaman yalvarmayacaktır. Mahkeme onu yargılayacaktır. Yine düşünecek: ''Demek, adliyeyi ıslah etmek, yönetim şekline göre düzenlemek lazım.'' diyecek. Onu hapse atacaklar. Yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte; bana, başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haksız ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek.

Diyecek ki: "Ben; inanç ve düşüncemin gereğini yaptım. Araya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir."

İşte benim anladığım Türk Genci ve Türk Gençliği!
Başbuğ Gâzi Mustafa Kemâl ATATÜRK

  İngilizce-Türkçe sözlükte “sick”, “ill” ve “patient”ın karşısında hep “hasta” yazar. Bu bağlamda ingilizce’nin üç kat daha fazla sözcük içerdiği söylenirse bu doğrudur. Ancak, aradaki farkların Türkçe’de vurgulanamadığı söylenmeye kalkılırsa bu yanlış olur: “doktor falanca beyin hastası olmak”, “böbrek hastası olmak”, “internet hastası olmak”, “filanca şarkının hastası olmak” arasındaki farkı Türkçe konuşan herkes bir çırpıda anlar.

  Bunun nasıl olabildiğini görmek zor değildir. Bir kalem alıp, alt alta: 3+5= 12+5= 38+5= yazmak, sonra da bunları toplamak yeterlidir. Hepsinde aynı “+5″ yazdığı halde! Sonuçlar farklı çıkıyorsa, Türkçe’de de hepsinde aynı “hastası olmak” ifadesi geçtiği halde sonuçlar farklı olacaktır. 

  Türkçe’nin az araç ile çok iş yapmasının sırrı matematikte yatar. 0’dan 9’a kadar 10 tane rakam, artı, eksi, çarpı, bölü dört işlem işareti ve bir ondalık ayracı virgül, yani topu topu 15 simge ile sonsuz sayıda işlem yapılabilir. Türkçe de benzer özellikler gösterir. Türkçe matematiğe dayalı olmaktan da öte, neredeyse matematiğin kılık değiştirmiş halidir. Türkçe’deki herhangi bir fiilin çekiminin ve kelimelerin nasıl çoğul yapılacağının öğrenilmiş olması, henüz varlığı bile bilinmeyen, 5 yıl sonra Türkçe’ye girecek fiillerin nasıl çekileceğinin ve 300 yıl önce unutulmuş kelimelerin çoğullarının ne olduğunun biliyor olması demektir. Bu tıpkı birinci dereceden 2 bilinmeyenli bir denklemin nasıl çözüleceği öğrenildiğinde, sadece “x=6″, “y=23″ olan denklemlerin değil, aynı dereceden bütün denklemlerin nasıl çözüleceğinin öğrenilmiş olması gibidir. Oysa sözgelimi ingilizce’de “go”, “went” olurken “do”, “did” olur. Çoğul ekleri için de durum aynıdır: “foot”, “feet” olurken “boot”, “beet” değil “boots” olur. Bunun tutarlı bir iç mantığı yoktur, tek çare böyle olduklarının bellenmesidir.

  Türkçe’de ise, statik kelimeleri ezberlemek yerine dinamik kuralları öğrenmek gerekir. Türkçe’de neredeyse istisna bile yoktur. Olanlar da ses uyumu gereği “alma” olması gereken meyve isminin “elma” biçimine dönmesi gibi birkaç minör istisnadır. Kurallar ise neredeyse, bu dili icat edenlerin Türk olduğuna inanmayı zorlaştıracak kadar güçlü ve kesindir.

  Bu noktadan sonra, anlatılanları matematik olarak formüle etmek, aradaki ilişkiyi somutlaştırabilmek açısından yararlı olacaktır. Bunu yapmanın en kolay yolu ikili sayı sistemini kullanmak olduğu için de yalnızca 0 ve 1’leri kullanmak yeterlidir. İzleyen örneklerde [1=var] ve [0=yok] anlamında kullanılmışlardır.

  Kelime kökü çoğul eki matematik ifade: ev ler evler 1.0 0.1 1.1 Türkçe’deki bütün kelimelerin 2 bit olduğu varsayılabilir (ileride bit sayısı artacak). Tekil olan bütün kelimeler 1.0 (kelime kökü var; çoğul eki yok), çoğul olanlar ise 1.1’dir (kelime kökü var; çoğul eki var). Bu kural hiç değişmemek bir yana, öylesine güçlüdür ki Türkçe’de başka hiç bir dilde yapılamayacak bir şey yapılıp, olmayan bir kelimenin çoğulu dahi söylenebilir (0.1).

  Birisi karşısındakine sadece “ler” dediğinde, alacağı tepki: “anladık ler de, neler?” türünden bir cevap olacaktır. Bir şeylerin çoğulunun söylendiği bellidir de, neyin çoğulunun kastedildiği açık değildir.

  Vurgulama / sıfat kökü zayıflatma; matematik ifade kırmızı 0.1.0 kıp kırmızı 1.1.0 kırmızı msı 0.1.1 kıp kırmızı msı 1.1.1 Türkçe’deki sıfatların anlamını kuvvetlendirmeye veya zayıflatmaya yarayan bu kural da hiç değişmez. Hatta istenirse bu kurala uyan ama hiçbir sözlükte bulunmayan, hem kuvvetlendirilmiş hem de zayıflatılmış garip sıfatlar bile türetilebilir.

  “Güneş doğmazdan az önce ufuk kıpkırmızımsı (kıp + kırmızı +msı; [1.1.1]) bir renk aldı.” dendiğinde, herkes neyin kastedildiğini anlayacaktır. Çünkü ayaküstü türetilen bu sıfat, hiçbir sözlükte yer almaz ama, Türkçe konuşan herkesin çok iyi bildiği bu kurala uygundur.

  Fiil çekimlerinde de işler farklı değildir. Burada zorunlu olarak; kişi için 3, zaman için 2 bitlik gruplar kullanılacak. Çoklu bit grupları şunları ifade edecek:

011 = ben 
010 = sen
000 = o 
111 = biz 
110 = siz 
100 = onlar 
00 = geniş zaman 
11 = şimdiki zaman 
10 = gelecek zaman 
01 = geçmiş zaman
  "Dilimize uzun zaman önce girmiş olan sözcükler yerleşmiştir, çıkarılamaz." savı vardır. Doğru değildir.Yanıtlayalım. 

   Önümüze sürekli, Türkçeleşme karşıtlarınca getirilen: ''Bir dile giren yad sözcüğün; ne zaman girdiği ve kullanımının ne kadar yaygınlaştığı, yalnızca o sözcüğün yerine karşılık bulmayı ve o karşılığın benimsenmesini kolaylaştıran veya güçleştiren bir değişkendir. Hiçbir nen olanaksız değildir. Güç veya değil, bu yapılmalıdır. Burada tek sorun, geçmişte yapılmış olan bu yanlışın alışkanlık olmasından ötürü, düzeltilmesinin daha güç oluşudur. Ancak yerleşmiş sözcükler değiştirilemez diye bir kural yoktur.

  Atatürk, dil devrimi sırasında yerleşmiş denen birçok sözcüğü değiştirmiştir. Ülkeler bunları gerçekleştirir. Başıboş bırakılmış bir dil, yok olma sürecine girer.

  “Kaç yıllık sözcükleri nasıl değiştireceksiniz? Toplum bu sözcüklere alıştı.” denmektedir.

  Sorun sözcüklere alışmak veya uzun yıllardır kullanılıyor olması değildir. Bunun en belirgin kanıtları, çok uzun zamandır kullanılan sözcüklerin, Türkçeler'iyle ya da batı kökenleriyle değişmiş olmasıdır. Dil devrimi sırasında uzun zamandır kullanılan birçok yad sözcük Türkçeler'iyle değişmişti. Örneğin; geçmişte yerleşmiş ve değiştirilemez denen "ehlivukuf" sözcüğü "bilirkişi" ile, "beynelmilel" sözcüğü "uluslararası" sözcüğü ile, "itimat" sözcüğü "güven" ile, "vukuat" sözcüğü "olay" ile, "kainat" sözcüğü "evren" ile, "nizamname" sözcüğü "tüzük" ile, "müselles" sözcüğü "üçgen" ile değişmiştir. Bunlar gibi binlerce örnek vardır. Ayrıca günümüzde de, uzun yıllardır dilimizde olan Arapça “hayran” sözcüğü yerine, son zamanlarda İngilizceden “fan” sözcüğü girebilmiştir. Eğer İngilizceden bu sözcük gelip, kaç yıllık Arapça sözcüğün yerini alabiliyorsa, Türkçe kökenli “tutkun” sözcüğü de alabilir. Benzer durum, “merkez-center” (Türkçesi: ortay), “idareci-admin/moderatör/süpervizör/CEO” (Türkçesi: yönetici), “vize-midterm” (Türkçesi: arasınav), “seyahat-travel” (Türkçesi: yolculuk) gibi eski, yad ve doğu kökenli kullanımlardan yeni, yad ve batı kökenli sözcüklere geçişlerde görülmektedir. Bu sözcüklerin Türkçeler'i de vardır. Batı kökenlileri kabul edilirken, Türkçeler'inin kabul edilmemesi için bir neden yoktur.

  Bilimsel veriler, önerildiği günlerde dışlanan ve küçümsenen Türkçe karşılıkların büyük oranda zamanla benimsendiğini göstermiştir. Türkçe sözcüklerin benimsenebilmesi için belki bir iki kuşak geçmesi gerekmiştir. Ancak bu önünde sonunda olmuştur. Bugün yadırgamadan kullandığımız "bilgisayar", "akaryakıt", "güven", "evren" gibi yüzlerce sözcük ilk ileri sürüldüğünde; yadırganmış, dalga geçilmiş, beğenilmemişti. Ancak dilsever yurttaşların, yazarların, devletin kullanması ile süreç içinde sevilmiş ve kullanıla kullanıla yerleşmiştir. Eski ve yad kökenli olan karşılıklarının kullanımı ise giderek azalmış ve sonunda neredeyse hiç kullanılmaz olmuştur.

   Bununla ilgili örnekler verelim: İlyas Göz'ün, 2003 yılında, "Yazılı Türkçe'nin Kelime Sıklığı Sözlüğü" adıyla, TDK Yayınları'ndan yayımladığı araştırmasında, türlü sözcüklerin, basında kullanılma sıklığı konu edilmiştir. Buna göre; Arapça'dan dilimize giren "münasebet" sözcüğü yalnızca 20 kez kullanılırken, Türkçe karşılığı olan "ilişki" sözcüğü 709 kez kullanılmıştır. Benzer biçimde "fert" 47, "birey" ise 213 kez kullanılmıştır. "Teferruat" sözcüğü 4 kez, "ayrıntı" sözcüğü ise 115 kez kullanılmıştır. Bunlar göstermektedir ki, geçmişte benimsenmiş ve çıkarılamaz denen nice sözcük dilimizde neredeyse hiç kalmamıştır.

   Dilimize giren yad sözcüklerin dilimizden çıkarılması ve yerine Türkçeler'inin konması zaman alacak bir iştir. Ancak yapılmalıdır. Bu ulusal bir görevdir. Bu işin güç olması, bizi caydırmamalıdır. Unutmamalıdır ki, Atatürk'ün dediği gibi: ''Türk; çetin işler yapmak için yaratılmıştır.''

 Türkçe'nin Diriliş Hareketi

"Dilimize uzun zaman önce girmiş olan sözcükler yerleşmiştir, çıkarılamaz." savı vardır. Doğru değildir.Yanıtlayalım.

  Önümüze sürekli, Türkçeleşme karşıtlarınca getirilen:

   ''Bir dile giren yad sözcüğün; ne zaman girdiği ve kullanımının ne kadar yaygınlaştığı, yalnızca o sözcüğün yerine karşılık bulmayı ve o karşılığın benimsenmesini kolaylaştıran veya güçleştiren bir değişkendir. Hiçbir nen olanaksız değildir. Güç veya değil, bu yapılmalıdır. Burada tek sorun, geçmişte yapılmış olan bu yanlışın alışkanlık olmasından ötürü düzeltilmesinin daha güç oluşudur. Ancak yerleşmiş sözcükler değiştirilemez diye bir kural yoktur. Atatürk, dil devrimi sırasında yerleşmiş denen birçok sözcüğü değiştirmiştir. Ülkeler bunları gerçekleştirir. Başıboş bırakılmış bir dil, yok olma sürecine girer.

   “Kaç yıllık sözcükleri nasıl değiştireceksiniz? Toplum bu sözcüklere alıştı.” denmektedir. Sorun sözcüklere alışmak veya uzun yıllardır kullanılıyor olması değildir. Bunun en belirgin kanıtları, çok uzun zamandır kullanılan sözcüklerin Türkçeler'iyle ya da batı kökenleriyle değişmiş olmasıdır. Dil devrimi sırasında uzun zamandır kullanılan birçok yad sözcük Türkçeler'iyle değişmişti. Örneğin; geçmişte yerleşmiş ve değiştirilemez denen "ehlivukuf" sözcüğü "bilirkişi" ile, "beynelmilel" sözcüğü "uluslararası" sözcüğü ile, "itimat" sözcüğü "güven" ile, "vukuat" sözcüğü "olay" ile, "kainat" sözcüğü "evren" ile, "nizamname" sözcüğü "tüzük" ile, "müselles" sözcüğü "üçgen" ile değişmiştir. Bunlar gibi binlerce örnek vardır. Ayrıca günümüzde de uzun yıllardır dilimizde olan Arapça “hayran” sözcüğü yerine, son zamanlarda İngilizceden “fan” sözcüğü girebilmiştir. Eğer İngilizceden bu sözcük gelip, kaç yıllık Arapça sözcüğün yerini alabiliyorsa, Türkçe kökenli “tutkun” sözcüğü de alabilir. Benzer durum, “merkez-center” (Türkçesi: ortay), “idareci-admin/moderatör/süpervizör/CEO” (Türkçesi: yönetici), “vize-midterm” (Türkçesi: arasınav), “seyahat-travel” (Türkçesi: yolculuk) gibi eski, yad ve doğu kökenli kullanımlardan yeni, yad ve batı kökenli sözcüklere geçişlerde görülmektedir. Bu sözcüklerin Türkçeler'i de vardır. Batı kökenlileri kabul edilirken, Türkçeler'inin kabul edilmemesi için bir neden yoktur.

   Bilimsel veriler, önerildiği günlerde dışlanan ve küçümsenen Türkçe karşılıkların büyük oranda zamanla benimsendiğini göstermiştir. Türkçe sözcüklerin benimsenebilmesi için belki bir iki kuşak geçmesi gerekmiştir. Ancak bu önünde sonunda olmuştur. Bugün yadırgamadan kullandığımız "bilgisayar", "akaryakıt", "güven", "evren" gibi yüzlerce sözcük ilk ileri sürüldüğünde yadırganmış, dalga geçilmiş, beğenilmemişti. Ancak dilsever yurttaşların, yazarların, devletin kullanması ile süreç içinde sevilmiş ve kullanıla kullanıla yerleşmiştir. Eski ve yad kökenli olan karşılıklarının kullanımı ise giderek azalmış ve sonunda neredeyse hiç kullanılmaz olmuştur.

   Bununla ilgili örnekler verelim:

   İlyas Göz'ün, 2003 yılında, "Yazılı Türkçe'nin Kelime Sıklığı Sözlüğü" adıyla, TDK Yayınları'ndan yayınladığı araştırmasında, çeşitli sözcüklerin basında kullanılma sıklığı konu edilmiştir. Buna göre; Arapçadan dilimize giren "münasebet" sözcüğü yalnızca 20 kez kullanılırken, Türkçe karşılığı olan "ilişki" sözcüğü 709 kez kullanılmıştır. Benzer biçimde "fert" 47, "birey" ise 213 kez kullanılmıştır. "Teferruat" sözcüğü 4 kez, "ayrıntı" sözcüğü ise 115 kez kullanılmıştır. Bunlar göstermektedir ki, geçmişte benimsenmiş ve çıkarılamaz denen nice sözcük dilimizde neredeyse hiç kalmamıştır.

   Dilimize giren yad sözcüklerin dilimizden çıkarılması ve yerine Türkçeler'inin konması zaman alacak bir iştir. Ancak yapılmalıdır. Bu ulusal bir görevdir. Bu işin güç olması, bizi caydırmamalıdır. Unutmamalıdır ki, Atatürk'ün dediği gibi: ''Türk; çetin işler yapmak için yaratılmıştır.''

                                                                                 Türkçe'nin Diriliş Hareketi

Yayının oluşturulma tarihi: 25 Ekim 2013 

Bugün: 25 Ekim 2013, TC Ahmet Öztürk