Türkiye Karşıtı Eylemlerde Bulunan Ülkeler:
Acunda, Türk düşmanı o kadar çok 'ÜLKE' vardır ki saymakla bitmez. ('Ülke'den kasıt, vatandaşlar bazında değil, bahsi geçen ülkelerin yönetim kademelerinde oturan, emperyalizmin maşası olan, sözcüleri ve uygulayıcılarıdır, zira bizim hiç bir dünya vatandaşı ile sorunumuz yoktur.)
Düşmanlıkların gerekçesine bakıldığında türlü çeşitli ve mesnetsiz iddialarla ortaya çıkmaktadırlar. Başta bu devletler ve birazcık akıl vicdan ve tarih bilincine sahip olanlar iyi bilmektedir ki;Türkler tarihin hiç bir döneminde emperyal, sömürgeci olmamış, boyunduruğu altındaki milletlere eziyet etmemiş, kendisinden ayrı tutmamıştır. Dikkat edilecek olursa bu ülkeler emperyalizmin, sömürü düzeninin ya kalesi ya da yardım ve yatakçılarıdır. Ve yine bu ülkeler tarihlerinin (çoğunun tarihi bile yoktur) hiçbir döneminde Türk hakimiyetindeki huzuru bulamamışlardır. Burada önemli bir ayrıntı var ki, yazmadan geçmek olmaz; özellikle Osmanlı döneminde Türkler, kendisini azınlık olarak niteleyenlerden daha aşağı konumda idiler, hatta vatandaş statüsünde bile değildiler! Yani burada itiraz ve isyan etmesi gereken biri varsa o da biz Türkler olmalıyız. 'Acar hırsız, ev sahibi' yahut 'baskın basanındır'... gibi kurnazlıklara bu milletin karnı tok!
Türkiye aleyhinde faaliyette bulunan(muş) ülkeler:
LÜBNAN: Sözde Ermeni soykırımını kabul eden ilk ülkelerden birisidir. Ayrıca ''Ermeni Terör Örgütü ASALA'' ilk olarak bu ülkede kurulmuştur ve faaliyetlerini bu ülkede sürdürmüştür. Ayrıca Ermeniler bu ülkede gelecekte Pkk'nın kurulmasına yol açacak kürt çetelerini eğitmiştir. Bugün Pkk'nın içinde varlığını dolaylı yönden sürdürmektedir.
SURİYE: Hatay'ın Türk toprağı olmasını kabul etmeyen ve Fırat ve Dicle'ye barajlar kurulmasını su azalıyor gerekçesiyle engellemeye çalışan Suriye, yıllarca Öcalan'a yataklık etmiş ve finans sağlamıştır. 1 ekim 1998'de Kara Kuvvetleri Komutanı Atilla Ateş’in Suriye sınırına yakın bir yerde ''ya apoyu ver, ya da ben almaya geliyorum!'' demesi sonunda Suriye Apo'yu sınırdışı etmiş ve Pkk'ya aktif desteğini çekmiştir. 2. Körfez Savaşı’ndan sonra Suriye’de dengeler değişmiş ve Türkiye’ye yakınlaşmaya çalışmak Suriye’nin en önemli dış politikası haline gelmiştir.
IRAK: Musul ve Kerkük yüzünden Türkiye’yi kendine rakip gören Irak, Hizbullah’ı aktif bir şekilde desteklemiş ve Türkmenler'i Araplaştırmaya çalışarak Türkiye’nin Ortadoğu’daki etkinliğine son vermek istemiştir.
İRAN: Türkiye'de bir Şii devleti kurulması ve Azerilerin Türkiye’ye güvenip ayaklanmasını engellemek için terör örgütleri Asala, Hizbullah, Pkk ve Tikko’ya aktif bir şekilde destek vermiştir. Ayrıca Şii progopanda yaparak Türkiye'yi kaosa sürüklemeye çalışmıştır. 2. Körfez Savaşı'ndan sonra onlar da Suriye gibi Türkiye'ye yakınlaşmak en önemli dış politikası haline gelmiştir.
LİBYA: Türkiye'nin laik olması, ülkesindeki şeriat için büyük bir tehlike olduğunu varsayan Kaddafi, Suriye, Yunanistan’la birlikte üçlü bir organizasyon kurarak PKK ve Hizbullah’a aktif destekte bulundu. Hatta Libya devrimini 1 Eylül’deki kutlamalarında PKK'nın resmi geçide katılması Türkiye-Libya ilişkilerini gerdi. Hatta Türkiye Libya Büyükelçilği’ni geri çağırdı. Tüm bunlar gerçekleşirken dönemin başbakanı Erbakan utanmadan Libya’yı ziyaret ederek dost ülke olarak takdim etti. Birileri çıkıp Kıbrıs ambargosunda Kaddafi bize destek verdi diyebilir, bunun için verilen adrese bakmanız önerilir.
AVUSTURYA: Avrupa’da Türk karşıtlığının en yüksek olduğu en koyu katolik ülkesi olan Avusturya tüm radikal islamcıları bünyesinde toplayarak gelecekte Türkiye’ye en çok sorun çıkaracak ülkelerden biri olacaktır.
İTALYA: Saman altında su yürüten ülkelerden biri olan İtalya Pkk’ya finans ve mayın olmak üzere silah yardımı yapmaktadır. Ayrıca misyonerlik faaliyetlerinde bulunmaktadır.
ALMANYA: Kürtlerle aynı ırkdan geldiğini savunan Almanlar, Pkk'ya rant sağlamakta ve Almanya’da örgütlenmesine yardımcı olmaktadırlar.
FRANSA: Ermenilerin savunucusu olan ve Türkiye aleyhinde herşeye katkıda bulunan bu ülke Türkiye’nin en açık ve net düşmanıdır.
ABD: Bütün tezgahı kuran rengini kolay kolay belli etmeyen Radikal İslamcılarla savaşıp aynı zamanda onu finanse eden Türklüğün ve aynı zamanda insanlığın en büyük düşmanıdır. ABD'nin Türkiye ve Orta Asya ile ilgili faaliyetlerini yazsak ciltlere sığdıramayız. Kısaca tüm maşaları tutan eldir.
İSRAİL: Vaad edilmiş topraklar için savaşmayı değil toprak almayı ya da içten yıkmayı çalışan, küresel tehdit olan İsrail tüm ülkelerin içine girmiş sinsi ve tehlikeli hastalıktır. Ülkemizde PKK’ya aktif destek vermektedir. Ayrıca kukla bir kürt devleti Ortadoğu’da İsrail’i rahatlatacak ve tek istenmeyen devlet olmaktan çıkaracaktır.
YUNANİSTAN: Bu devlet ‘megalı idea’yı gerçekleştirmek için her yola başkoymaktadır. Ege Adaları, Batı Trakya, Kıbrıs ve hava sahası gibi sorunlar yaşadığımız bu ülke kendini Bizans’ın varisi olarak görmekte ve İstanbul’u ele geçirip ‘Büyük Yunanistan’ı kurmayı hayal etmektedir.
ERMENİSTAN: Uluslararası kamu oyunda biz en çok sorun çıkaran Ermenistan kendi ihtiyacını bile Avrupalı devletlerin yardımıyla karşılayan kukla bir devlettir. Amacı dünyayı sözde Ermeni soykırımına inandırarak bu arenada Türkiye’yi yalnız bırakarak Türkiye’nin ödeyemeyeceği bir tazminat alarak Ağrı ve çevresinde, tarihte var olduğunu sandığı fakat var olmayan büyük Ermenistan’ı kurmaya çalışmaktadır. Türkiye’yi içten bölerek amacına ulaşmaya çalışmaktadırlar. Ayrıca Dağlık Karabağ’ı işgal ederek Türk Dünyası’yla Türkiye’nin bağıntısını koparmaya çalışmıştır.
RUSYA: Turan’ın en büyük düşmanı ve engelleyicisi olan Rusya, sıcak denizlere inmek ve Türklüğü yok etmek için başta Pkk ve ‘Sol gruplar’ (‘Sol gruplar’dan kasıt bizim anladığımız sol değil; sosyalist-komünist-marksist ve leninist yapılanmalardır.) olmak üzere her türlü yasadışı örgüte destek vermektedir. Şunu unutmayalım; Rusya'nın en büyük düşmanı ABD değil Türkiye’dir. Tarihte Rus- ABD savaşı yokken Türk- Rus savaşlarının sayısını bilemeyiz. Ayrıca Rusya yıllarca Türklüğün ve İslamiyetin en büyük düşmanı olan Komünizm’i, Türk insanına empoze etmeye çalışmıştır. Sadece bu sebeplerden dolayı bizim hedefimiz AB ya da Arap dünyası değil ‘Türk Birliği’ olmalıdır. Bunlar ve adını saymadığımız birçok ülkeler, başta Türklüğü yok etmek ve bizi her alanda engellemeye çalışmaktadırlar.
WebmasterSitesi-Aklın ve Bilimin Işığında
(Ayrıntı için bknz: www.t2174a.com)
Üç gün sonra, Lozan Antlaşması'nın 60. yıldönümünü kutlayacağız. İsviçre'nin Lozan kentinde, 60 yıl önce imzalanan bu antlaşmayla Türkiye Kurtuluş Savaşı'nın sonuçlarını bütün dünyaya onaylatmıştı.
Altmış yıl sonra, İsviçre'nin aynı Lozan kentinde; “Dünya Ermeni Kongresi” düzenleniyor. Bunun özel bir anlamı olsa gerek. Bunun anlamını değerlendirmek için Kurtuluş Savaşı öncesine kısaca göz atmak ve o yıllarda Ermenilerle Rumların kimlerce nasıl desteklendiklerini anımsamak gerekir.
Kurtuluş Savaşı öncesinde, emperyalist güçlerin, Türkiye toprakları üzerinde Rum ve Ermeni devletleri kurma ve bunları kendi güdümlerine bağlama girişimleri, Kurtuluş Savaşıyla boşa çıkartılmıştır. Türkiye'yi de “manda” adı verilen yönetim biçimiyle kendine bağlamaya çalışan Amerika, Türkiye toprakları üzerinde kurulacak bir Ermenistan devletinin de “vesayetini” üzerine alma amacındaydı.
Erzurum ve Sivas Kongreleri, Türk toprakları üzerinde dış destekli Ermeni ve Rum devleti kurma planlarına karşı ulusal bilinci eyleme geçirmiş ve Kurtuluş Savaşının sömürgecilik karşıtı kavgası, bu toplantılarda biçimlenip yönlendirilmiştir.
Yakın tarihimizden bu yana, emperyalist güçler, Türkiye'de hep ayrımcı güçleri örgütlemek ve desteklemek istemişlerdir. Amaç aynı amaç, plan aynı plandır. Kurtuluş Savaşı önce-sindeki bu çabalar, Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan hemen sonra da sürdürülmüş, etnik kökenli ve dış destekli isyanlarla karşılaşılmıştır.
Bunları unutmuş değiliz.
Amerikan misyonerlerinin ve Anadolu'da kurulan misyoner okullarının, Kurtuluş Savaşı öncesinde, Ermeni ve Rum toplulukları üzerinde nasıl bir ayrımcı siyaset izledikleri bugün belgelerle sabittir. Ermenilere, o tarihte Amerikalılar tarafın-dan silah yardımı yapıldığı ve doğu illerimizin, Ermenilere güvence vermek gibi yapay gerekçelerle Amerikan askerleri ta-rafından işgalinin düşünüldüğü, bugün Amerikan ve İngiliz gizli belgeleriyle kanıtlanmış durumdadır. Yeter ki tarih arşivindeki bu belgeleri okumayı ve yorumlamayı bilelim...
Lozan Konferansında, Amerikan delegelerinin, “Ermeni yurdu projesi” getirdikleri ve kongrede sonuna dek bu projeyi savundukları, Lozan görüşmelerinin tutanaklarında yazılıdır. Amerika'nın ünlü Devlet Başkanı Wilson'un “Ermeni devleti” önerileri de aynı yakın tarihin arşivindedir. Amerikan hükümetinin Lozan Antlaşması'nı onaylamamasının nedenlerinden biri, Ermeni devleti kurma projesinin başarısızlığa uğramış olmasıydı.
Bunları da unutmuş değiliz.
1974 “Kıbrıs Barış Harekâtı”ndan sonra başlatılan ve yer yer Rum desteğiyle sürdürülen Ermeni siyaseti ve terörü, bugün de hiç şüphesiz, değişik amaçlı ve çokuluslu desteklere sahiptir. Fransa'nın Ermeni terörü konusundaki utanç verici tutumu, Amerika'da dikili Ermeni anıtları, bu yeni “Haçlı zihniyeti” ile ilgilidir. Yanılmayalım; Ermeni terörü yalnızca eylemci teröristlerle ilgili bir sorun değildir. Önemli olan, Ermenilerin dünya çapında kurdukları ilişkiler, sağladıkları destekler ve bunların siyasal nitelikleridir. Ön plana çıkartılması gereken, siyasal desteklerdir.
Terörün yıllardır Türkiye'yi, “destabilizasyon” adı verilen anarşi ve iktidar boşluğu ortamına sürüklemeyi amaçladığı, gün geçtikçe daha iyi anlaşılıyor. Ve gün geçtikçe, tıpkı Kurtuluş Savaşı öncesinde olduğu gibi Ermeni-Rum ve öteki ayrımcı güçlerin çokuluslu desteklerle bir araya geldikleri de görülüyor.
Amaç, Lozan Antlaşmasını hükümsüz sayıp Sevr Anlaşmasını yürürlüğe sokmaktır.
Türkiye, emperyalizmin bu eskimiş kirli oyununu dün olduğu gibi bugün de elbet tarihin çöplüğüne atmasını bilecektir.
Bu “kurt kapanı” karşısında Kurtuluş Savaşımızın o kutsal “Kuvvayı Milliye ruhunu” diriltmek, Atatürk'ün “tam bağımsızlık” inanç ve siyasetini bir bayrak gibi dalgalandırmak tek seçenektir. Emperyalisti yenecek güç ulusal birlikten geçer. Bu oyunları tek tek aydınlığa çıkaracak ve ulusça üstesinden geleceğiz.
Yeter ki, ''Tam Bağımsızlık'' ruhunu ve bilincini yeniden diriltelim ve ''Kuvvayı Milliye'' türkülerinde milletçe bir araya gelelim!
UĞUR MUMCU
CUMHURİYET, 21.07.1983
Yayının oluşturulma tarihi: 24 Temmuz 2013
Bugün: 8 Eylül 2013, Kuvayı Milliyeci
Altmış yıl sonra, İsviçre'nin aynı Lozan kentinde; “Dünya Ermeni Kongresi” düzenleniyor. Bunun özel bir anlamı olsa gerek. Bunun anlamını değerlendirmek için Kurtuluş Savaşı öncesine kısaca göz atmak ve o yıllarda Ermenilerle Rumların kimlerce nasıl desteklendiklerini anımsamak gerekir.
Kurtuluş Savaşı öncesinde, emperyalist güçlerin, Türkiye toprakları üzerinde Rum ve Ermeni devletleri kurma ve bunları kendi güdümlerine bağlama girişimleri, Kurtuluş Savaşıyla boşa çıkartılmıştır. Türkiye'yi de “manda” adı verilen yönetim biçimiyle kendine bağlamaya çalışan Amerika, Türkiye toprakları üzerinde kurulacak bir Ermenistan devletinin de “vesayetini” üzerine alma amacındaydı.
Erzurum ve Sivas Kongreleri, Türk toprakları üzerinde dış destekli Ermeni ve Rum devleti kurma planlarına karşı ulusal bilinci eyleme geçirmiş ve Kurtuluş Savaşının sömürgecilik karşıtı kavgası, bu toplantılarda biçimlenip yönlendirilmiştir.
Yakın tarihimizden bu yana, emperyalist güçler, Türkiye'de hep ayrımcı güçleri örgütlemek ve desteklemek istemişlerdir. Amaç aynı amaç, plan aynı plandır. Kurtuluş Savaşı önce-sindeki bu çabalar, Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan hemen sonra da sürdürülmüş, etnik kökenli ve dış destekli isyanlarla karşılaşılmıştır.
Bunları unutmuş değiliz.
Amerikan misyonerlerinin ve Anadolu'da kurulan misyoner okullarının, Kurtuluş Savaşı öncesinde, Ermeni ve Rum toplulukları üzerinde nasıl bir ayrımcı siyaset izledikleri bugün belgelerle sabittir. Ermenilere, o tarihte Amerikalılar tarafın-dan silah yardımı yapıldığı ve doğu illerimizin, Ermenilere güvence vermek gibi yapay gerekçelerle Amerikan askerleri ta-rafından işgalinin düşünüldüğü, bugün Amerikan ve İngiliz gizli belgeleriyle kanıtlanmış durumdadır. Yeter ki tarih arşivindeki bu belgeleri okumayı ve yorumlamayı bilelim...
Lozan Konferansında, Amerikan delegelerinin, “Ermeni yurdu projesi” getirdikleri ve kongrede sonuna dek bu projeyi savundukları, Lozan görüşmelerinin tutanaklarında yazılıdır. Amerika'nın ünlü Devlet Başkanı Wilson'un “Ermeni devleti” önerileri de aynı yakın tarihin arşivindedir. Amerikan hükümetinin Lozan Antlaşması'nı onaylamamasının nedenlerinden biri, Ermeni devleti kurma projesinin başarısızlığa uğramış olmasıydı.
Bunları da unutmuş değiliz.
1974 “Kıbrıs Barış Harekâtı”ndan sonra başlatılan ve yer yer Rum desteğiyle sürdürülen Ermeni siyaseti ve terörü, bugün de hiç şüphesiz, değişik amaçlı ve çokuluslu desteklere sahiptir. Fransa'nın Ermeni terörü konusundaki utanç verici tutumu, Amerika'da dikili Ermeni anıtları, bu yeni “Haçlı zihniyeti” ile ilgilidir. Yanılmayalım; Ermeni terörü yalnızca eylemci teröristlerle ilgili bir sorun değildir. Önemli olan, Ermenilerin dünya çapında kurdukları ilişkiler, sağladıkları destekler ve bunların siyasal nitelikleridir. Ön plana çıkartılması gereken, siyasal desteklerdir.
Terörün yıllardır Türkiye'yi, “destabilizasyon” adı verilen anarşi ve iktidar boşluğu ortamına sürüklemeyi amaçladığı, gün geçtikçe daha iyi anlaşılıyor. Ve gün geçtikçe, tıpkı Kurtuluş Savaşı öncesinde olduğu gibi Ermeni-Rum ve öteki ayrımcı güçlerin çokuluslu desteklerle bir araya geldikleri de görülüyor.
Amaç, Lozan Antlaşmasını hükümsüz sayıp Sevr Anlaşmasını yürürlüğe sokmaktır.
Türkiye, emperyalizmin bu eskimiş kirli oyununu dün olduğu gibi bugün de elbet tarihin çöplüğüne atmasını bilecektir.
Bu “kurt kapanı” karşısında Kurtuluş Savaşımızın o kutsal “Kuvvayı Milliye ruhunu” diriltmek, Atatürk'ün “tam bağımsızlık” inanç ve siyasetini bir bayrak gibi dalgalandırmak tek seçenektir. Emperyalisti yenecek güç ulusal birlikten geçer. Bu oyunları tek tek aydınlığa çıkaracak ve ulusça üstesinden geleceğiz.
Yeter ki, ''Tam Bağımsızlık'' ruhunu ve bilincini yeniden diriltelim ve ''Kuvvayı Milliye'' türkülerinde milletçe bir araya gelelim!
UĞUR MUMCU
CUMHURİYET, 21.07.1983
Yayının oluşturulma tarihi: 24 Temmuz 2013
Bugün: 8 Eylül 2013, Kuvayı Milliyeci
ABD’NİN VE AVRUPA BİRLİĞİ PARLAMENTOSU'NUN TÜRK DÜŞMANLIĞI VE SEVR HEDEFLERİNİN KANITLARI:
Alman eski başbakanı Şimit, ABD’nin, Türkiye’yi parçalamak istediğini bir kaç kez tekrarladı. Foniks kanalında, ünlü sunucu Sabine Kristiyansen’in programına katılan Şimit, çok kesin konuştu. Başka toplantılarda da aynı sözlerini tekrarlayan Şimit, hiç olmazsa dürüst davranmakta ve gerçekleri dile getirmekte.
Amerikan Silahlı Kuvvetleri dergisinde ilk kez yayımlanan, Türkiye’nin parçalanmış haritaları, zaten gayet doğalmış gibi, tüm örütbağ yerliklerinde ve pek çok basın kuruluşunda, geleceğin haritaları olarak yayımlanmaya başlandı. ABD dışişleri bakanı Kondalize Rays, içlerinde Türkiye’nin de olduğu 24 ülkenin sınırlarını değiştirmeyi pilanlayan Büyük Ortadoğu Projesi'nin başladığını ve hızla sonuca varacaklarını açıkladı. Bu pilanın bir parçası olarak, İsrail sudan nedenlerle Lübnan’a saldırıp, 10 bine yakın suçsuz insanı katletti ve soykırım yaptı! Bunu takiben, Kuzey Iraktaki Kürtler'in, ABD'li danışmanı Galbreyt: ''Türkiye, bağımsız bir Kürt devletinin kurulmasını engelleyemeyecek. Kürdistan’ın kurulması kaçınılmaz.'' dedi. Bunların hepsi resmi açıklamalardır. Bu koşullarda bizim yöneticilerimiz, Lübnan’a, İsrail'i korumak ve Hizbullah'la karşı karşıya kalmak için asker gönderme peşinde. Türk tarihinde hiç bir zaman, bir yönetim kendi ülkesine karşı bu kadar acımasız ve ihanet içinde olmadı. Bizi parçalamak isteyen bir projenin eşbaşkanlığını yapıyoruz ve bizi parçalamak isteyen güçlere destek olsun diye, Türk Silahlı Kuvvetleri'ni, Corc Soros’un istediği gibi: ''Kanlarını pazarlamak için.'' ön saflara gönderiyoruz. Halbuki, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yapması gereken; Barzani’nin ve Kuzey Irak'ta Kürdistan'ı kuracağını söyleyen unsurlarının tepesine binmektir. Çünkü; Kuzey Irak'taki bir Kürdistan, bizim kırmızı çizgimizdir ve kabul edilemez!
Peki bize dostmuş gibi davranan Almanlar ve Avrupalılar daha mı farklıdırlar, ne istemektedirler? Başbakan Şimit, Kürtler ve Kürdistan hakkında daha mı farklı düşünmektedir? Onların Türkiye ile ilgili yaklaşımları, soğuk savaşın bittiği 1991’den sonra ne olmuştur? Avrupa Birliği Parlamentosu, Türkiye ile ilgili ne kararlar almıştır, bir onlara bakalım.
Hüseyin Mümtaz’ın bir yazısından alıntı yaparsak, ek ön sözleşmeyle birlikte, yakın bir gelecekte Türkiye’den son istenenlerin özeti şunlardır:
- TSK, sadece askeri konularda, o da hükümetin izniyle konuşabilecek. (Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ortadan kaldırılmasının ilerleyen adımları.)
- Milli güvenlik konusunda, özellikle komşu ülkelerle ilişkilerde, TSK söz sahibi olmayacak. (MGK’nın ve TSK’nın ülke yönetiminden tam olarak uzaklaştırılması.)
- Yargıç ve savcılar; Türk değil, Avrupa hukukuna göre karar verecek. (Türk hukuğunun yok edilmesi ve AB’nin hukuk boyunduruğuna girmemiz. Arkasından, TSK’nın emekli edilmiş ve görevi başındaki paşalarının ve subaylarının, ömür boyu ceza evinde tutsak edilmesi ve bozgunculuk suçuyla yargılanması gelecek.)
- AİHM’nin tüm kararları, zamanında ve tam uygulanacak. (AB mahkemelerini ve iradesini Türkiye’ye uygulayarak, tam ele geçirme ve sömürgeleştirme zihniyeti.)
- Güneydoğu'daki askeri harekâtlar sınırlandırılacak.(Kuzey Kürdistan devletine ve bozguncu guruplara, iç isyan için zemin hazırlanması.)
- Bozgunculuk sorunu; görüşme ile birlikte, kapsamlı gelişmelerle çözülecek. (Görüşmeden kasıt: Kendi elimizle, bize, ülkemizi parçalattırıp, Kuzey Kürdistan’ın kurulmasını sağlamak.)
- Koruculuk kaldırılacak. (Hedefleri: Bozgunculuğu ve güney doğudaki bozguncu egemenliğini arttırmak.)
- Mayınlı bölgeler temizlenecek. (Bu bölgeler İsrail şirketleri tarafından ve Büyük İsrail pilanı için temizlenecek.)
- TCK'nın 301. maddesi başta olmak üzere, düşünce özgürlüğü ile ilgili maddeleri, AB ölçünlerinde olacak. Örneğin; ''Ermeni soykırımı olmadı.'' demek suç sayılacak. (Ermeni soykırımının, Türkiye’de de kabulü için zemin hazırlanıyor, ardından Ermeniler'e toprak verilmesi, soykırım tazminatı olarak gelecek, daha sonra da; Kürt, Rum Pontus, Helen soykırımları da sırada; bunlar için de düzenli olarak toprak istekleri gelecek.)
- Bozgunculukla Savaşım Yasası’yla özgürlükler kısıtlanmayacak. Yâni, bölücü örgüt tanıtımı serbest olmaya devam edecek. (Pek çok bölücülük eylemi, AB ve ABD tarafından, Türkiye’ye pompalanacağı için, bölücülük suç olmaktan çıkıyor.)
- Müslüman olmayan azınlıkların; kilise, taşınmaz edinimi, eğitim sorunları giderilecek. Türk yurttaşı olan veya olmayan tüm papazlara; oturma ve çalışma izni verilecek. Kendilerine ait olduğunu iddia ettikleri tüm taşınmazlar, azınlık vakıflarına devredilecek. (Misyonerlik çalışmalarının hızla doruğa çıkmasıyla, pilanlanan yönetici bir purotestan sınıf oluşturulması; bu, 2050’ye kadar, İstanbul nüfusunun % 5 ve 10’u arasında pilanlanmıştı, misyonerlik Anadolu’ya da yayılacak.)
- Papaz Okulu, bizim yasalarımıza göre değil, ayrıcalıklı ve milletlerarası keşiş okulu olarak açılacak. (İstanbul’da, Bizansın yaptığı pilanlarının ilk adımları.)
- Gökçeada ve Bozcaada’daki Rum azınlığın tüm istekleri karşılanacak. (Bu bölgelerin gelecekte işgalinin önü açılıyor.)
- Alevi yurttaşlarımıza ayrıcalık verilecek. (Türkiye’yi; alevi ve sunni, Türk ve Kürt, laik ve laik karşıtı çatışması noktasına getirmeyi pilanlayan parçalama hareketi. Bu kez, Sevr’dekinden daha fazla parçalara bölmeyi düşünüyorlar.)
- Kürtçe radyo ve t.v. yayınlarında, hiçbir sınırlama olmayacak. (Kürdistan'ın geliştirilmesi için, onlara sınırsız yaygara hakkı.)
- Türkçe dışındaki dillerin öğrenilmesi için çalışılacak. (Kendi ülkelerinde başka dil konuşmayan; İngiliz, Alman ve Fransızlar, bizim Türkçe’den arınmamızı, başka diller öğrenmemizi istiyorlar.)
- Azınlıkların korunmasında, sadece bizim değil, bir kaç AB üyesi ülkelerin bile imzalamadığı, imzalayanların ise uygulamadığı Azınlıkların Korunması Sözleşmesi, en iyi şekilde uygulanacak. (Süryani, Keldani v.b. bir sürü azınlık yaratılacak ve bu azınlıkların kültürel hakları pompalanacak, böylece Türkiye daha fazla parçalanacak.)
- İyi komşuluğu etkileyecek hareket ve tehditlerden kaçınılacak. Yani, Ege’de, Yunan isteklerine evet denilecek. (Yunanistan’ın, 12 mil gibi her isteğine boyun eğilip, Ege denizinde balık bile tutamayacağız, tüm Ege Yunanlılara verilecek. Böylece, Ege bölgesinin kendini savunma hakkı ortadan kaldırılacak.)
- Ermenistan sınırı açılıp, görüşmeler yapılacak. (Ermenistan’a yeni yollar açılıp, İngilizler’in satın almakta oldukları Artvin üzerinden, Karadeniz’e açılıp; Van, Ardağan üzerinden toprak verilmesi sağlanacak.)
- Milletlerarası Ceza Mahkemesi kabul edilecek. (Bu yasa ile; TSK, tamamen ortadan kaldırılıp, tüm komutanlar ve üst rütbeli subaylar ömür boyu ceza ile, sivil mahkemelerde yargılanacaklar ve Türkiye’nin milli güvenliğini savunmak suç olacak. TSK; ne iç, ne de dış düşmanla baş edemeyecek, ABD bildiğiniz gibi bu mahkemeleri kabul etmemektedir.)
- Türkiye’nin dış politikası, güvenlik bahanesiyle, tamamen AB’nin güdümüne girecek. (Bu son madde altın vuruştur. Tüm güvenlik politikalarınız, AB’nin güdümüne girerse, TSK’nın tamamen yok olması, jandarmanın kaldırılması ve AB denetimi altındaki küçük bir polis gücünün, Türkiye’deki tam baskısı ard arda gelecek.)
WebmasterSitesi-Aklın ve Bilimin Işığında (Feysbuk)
Yayının oluşturulma tarihi: 24 Temmuz 2013
Bugün: 3 Eylül 2013, Kuvayı Milliyeci
Bugün: 3 Eylül 2013, Kuvayı Milliyeci



