"Türk Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimlerini benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, "Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır" demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır.

Polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç: ''Polis, henüz devrim ve Cumhuriyetin polisi değildir." diye düşünecek, ama hiç bir zaman yalvarmayacaktır. Mahkeme onu yargılayacaktır. Yine düşünecek: ''Demek, adliyeyi ıslah etmek, yönetim şekline göre düzenlemek lazım.'' diyecek. Onu hapse atacaklar. Yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte; bana, başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haksız ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek.

Diyecek ki: "Ben; inanç ve düşüncemin gereğini yaptım. Araya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir."

İşte benim anladığım Türk Genci ve Türk Gençliği!
Başbuğ Gâzi Mustafa Kemâl ATATÜRK
   Üç gün sonra, Lozan Antlaşması'nın 60. yıldönümünü kutlayacağız. İsviçre'nin Lozan kentinde, 60 yıl önce imzalanan bu antlaşmayla Türkiye Kurtuluş Savaşı'nın sonuçlarını bütün dünyaya onaylatmıştı.

   Altmış yıl sonra, İsviçre'nin aynı Lozan kentinde; “Dünya Ermeni Kongresi” düzenleniyor. Bunun özel bir anlamı olsa gerek. Bunun anlamını değerlendirmek için Kurtuluş Savaşı öncesine kısaca göz atmak ve o yıllarda Ermenilerle Rumların kimlerce nasıl desteklendiklerini anımsamak gerekir.

   Kurtuluş Savaşı öncesinde, emperyalist güçlerin, Türkiye toprakları üzerinde Rum ve Ermeni devletleri kurma ve bunları kendi güdümlerine bağlama girişimleri, Kurtuluş Savaşıyla boşa çıkartılmıştır. Türkiye'yi de “manda” adı verilen yönetim biçimiyle kendine bağlamaya çalışan Amerika, Türkiye toprakları üzerinde kurulacak bir Ermenistan devletinin de “vesayetini” üzerine alma amacındaydı.

   Erzurum ve Sivas Kongreleri, Türk toprakları üzerinde dış destekli Ermeni ve Rum devleti kurma planlarına karşı ulusal bilinci eyleme geçirmiş ve Kurtuluş Savaşının sömürgecilik karşıtı kavgası, bu toplantılarda biçimlenip yönlendirilmiştir.

   Yakın tarihimizden bu yana, emperyalist güçler, Türkiye'de hep ayrımcı güçleri örgütlemek ve desteklemek istemişlerdir. Amaç aynı amaç, plan aynı plandır. Kurtuluş Savaşı önce-sindeki bu çabalar, Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan hemen sonra da sürdürülmüş, etnik kökenli ve dış destekli isyanlarla karşılaşılmıştır.

   Bunları unutmuş değiliz.

   Amerikan misyonerlerinin ve Anadolu'da kurulan misyoner okullarının, Kurtuluş Savaşı öncesinde, Ermeni ve Rum toplulukları üzerinde nasıl bir ayrımcı siyaset izledikleri bugün belgelerle sabittir. Ermenilere, o tarihte Amerikalılar tarafın-dan silah yardımı yapıldığı ve doğu illerimizin, Ermenilere güvence vermek gibi yapay gerekçelerle Amerikan askerleri ta-rafından işgalinin düşünüldüğü, bugün Amerikan ve İngiliz gizli belgeleriyle kanıtlanmış durumdadır. Yeter ki tarih arşivindeki bu belgeleri okumayı ve yorumlamayı bilelim...

   Lozan Konferansında, Amerikan delegelerinin, “Ermeni yurdu projesi” getirdikleri ve kongrede sonuna dek bu projeyi savundukları, Lozan görüşmelerinin tutanaklarında yazılıdır. Amerika'nın ünlü Devlet Başkanı Wilson'un “Ermeni devleti” önerileri de aynı yakın tarihin arşivindedir. Amerikan hükümetinin Lozan Antlaşması'nı onaylamamasının nedenlerinden biri, Ermeni devleti kurma projesinin başarısızlığa uğramış olmasıydı.

   Bunları da unutmuş değiliz.

   1974 “Kıbrıs Barış Harekâtı”ndan sonra başlatılan ve yer yer Rum desteğiyle sürdürülen Ermeni siyaseti ve terörü, bugün de hiç şüphesiz, değişik amaçlı ve çokuluslu desteklere sahiptir. Fransa'nın Ermeni terörü konusundaki utanç verici tutumu, Amerika'da dikili Ermeni anıtları, bu yeni “Haçlı zihniyeti” ile ilgilidir. Yanılmayalım; Ermeni terörü yalnızca eylemci teröristlerle ilgili bir sorun değildir. Önemli olan, Ermenilerin dünya çapında kurdukları ilişkiler, sağladıkları destekler ve bunların siyasal nitelikleridir. Ön plana çıkartılması gereken, siyasal desteklerdir.

   Terörün yıllardır Türkiye'yi, “destabilizasyon” adı verilen anarşi ve iktidar boşluğu ortamına sürüklemeyi amaçladığı, gün geçtikçe daha iyi anlaşılıyor. Ve gün geçtikçe, tıpkı Kurtuluş Savaşı öncesinde olduğu gibi Ermeni-Rum ve öteki ayrımcı güçlerin çokuluslu desteklerle bir araya geldikleri de görülüyor.

   Amaç, Lozan Antlaşmasını hükümsüz sayıp Sevr Anlaşmasını yürürlüğe sokmaktır.

   Türkiye, emperyalizmin bu eskimiş kirli oyununu dün olduğu gibi bugün de elbet tarihin çöplüğüne atmasını bilecektir.

   Bu “kurt kapanı” karşısında Kurtuluş Savaşımızın o kutsal “Kuvvayı Milliye ruhunu” diriltmek, Atatürk'ün “tam bağımsızlık” inanç ve siyasetini bir bayrak gibi dalgalandırmak tek seçenektir. Emperyalisti yenecek güç ulusal birlikten geçer. Bu oyunları tek tek aydınlığa çıkaracak ve ulusça üstesinden geleceğiz.

   Yeter ki, ''Tam Bağımsızlık'' ruhunu ve bilincini yeniden diriltelim ve ''Kuvvayı Milliye'' türkülerinde milletçe bir araya gelelim!

                                                                                          UĞUR MUMCU
                                                                                          CUMHURİYET, 21.07.1983

   Yayının oluşturulma tarihi: 24 Temmuz 2013 

   Bugün:  8 Eylül 2013, Kuvayı Milliyeci
   Milli Yapı ve Bozgunculuk

   Lozan Antlaşmasını bir tümce ile anlatın deseler, ''Türkiye’nin tapusu'' derim. Bu tapunun bedeli; ne paradır, ne de başka bir mâli değer. Bu tapunun bedeli; milyonlarca candır, kandır.

   Lozan (Misak-ı Milli ya da Milli Sınırlar) Milli anddır. Milli yapıdır.
Lozan Antlaşması da, Sevr Antlaşması da birer barış antlaşmasıdır.
Barış antlaşması dedikleri de kısaca, yenen tarafın isteklerinin yenilen tarafa zorla kabul ettirilmesidir.

   İnsanlar ne türden acı çekerse çeksin çoğunlukla nedeni bilgisizliktir.
Bilgi; insanı güçlü kılar. 1914 ve 1918 yılları arasında yaşadığımız Birinci Dünya Savaşı'nı kapsamlı olarak bilmiyorsak; Sevr (10 Ağustos 1920) ve Lozan (24 Temmuz 1923) Barış Antlaşmaları'nın ne olduğunu ya da ne olmadıklarını ayrıntılarıyla bilmiyorsak; yaşadığımız bozgunculuk olaylarını; anlayamaz, ne yapmamız gerektiğine karar veremez, attığımız her adımda ölümcül tuzaklarla karşılaşırız.

   Birinci Dünya Savaşı’na katılan Osmanlı Hükümdarlığı, savaştan yenik çıkmış, 25 maddeden oluşan 30 Ekim 1918 Mondros Ateşkes Antlaşması'nı imzalamak zorunda kalmıştır. Bu 25 madde; Osmanlı Devleti'nin boynuna geçirilen idam ilmiğinden başka bir anlam taşımamaktadır. Bu antlaşmaya dayanarak, Anadolu toprakları, yenen devletlerce işgâl edilerek paylaşılmaya başlanmış, 10 Ağustos 1920'de, Sevr Barış Antlaşması'yla da bu paylaşım resmileştirilmiştir.

   Türk Milleti’nin yok edilişi anlamına gelen bu antlaşmayı kabul etmeyip, kurtuluşa inanan Mustafa Kemal, 19 Mayıs 1919'da, Bağımsızlık Savaşı'nı başlatmış ve zaferle sonuçlandırarak, Sevr Barış Antlaşması'nın uygulanmasını geçersiz kılmıştır.

   24 Temmuz 1923 tarihinde, İsviçre'nin, Lozan şehrinde imzalanan antlaşmayla, tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığı tüm dünyaya ilân edilmiştir. Amerika Birleşik Devletleri; o gün bugün, bu antlaşmayı kabul etmemiş, Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığını tanımamıştır.

   Atatürk’ün, aramızdan beden olarak ayrılışından sonra, iktidar olanların ''hepsi'', Türkiye Cumhuriyeti’ni tanımayan ABD ile; savunma, iktisat, eğitim alanlarında yeni anlaşmalar imzalamışlardır.
Bu anlaşmalar sonunda geldiğimiz durum ortada.

   Ülkemiz bölünmeyle karşı karşıya. Türk Milleti bölünmeyle karşı karşıya. “Su uyur, düşman uyumaz.” demiş, atalarımız.

   ABD ve AB; Türkiye Cumhuriyeti’ni ve Türk Milleti’ni yok etmek için önce; Türk Gençliği arasında sağ ve sol çatışmasını, sonra PKK bozgunculuk örgütünü yarattı. Bu bozgunculuk örgütü ile Türkiye’nin iktisâdını çökerttiler, Türk Milleti’nin birliğini bozdular.

   PKK bozgunculuk örgütünün, milletsever Güneydoğulu yurttaşlarımızla hiçbir ilgisi yoktur. ABD, Kürtler'i çok mu seviyor? Ne sevmesi! Irağ’a, Libya’ya, Kuzey Afrika’ya getirdiği, sözüm ona halk egemenliklerini görmüyor muyuz?

   ABD, 6 ve 9 Ağustos 1945'te; Hiroşima ve Nagazaki’ye attığı atom bombalarıyla; yaşlı, genç, bebek, çocuk, kadın, erkek düşünmeden yarım milyon insanı yok etmiştir.

   İngiltere’nin, Fransa’nın, Almanya’nın, İtalya’nın geçmişleri de kanlıdır.

   ABD ve AB'yi; dost ve ortak kabul eden yöneticilerimiz, yaptıkları yanlışları görmek istemediler, istemiyorlar. Ne diyelim?

   Bizim siyasi partilerimize bir bakalım. CIA'nın denetiminde olmayan hangi siyasal parti, hangi dernek, işçi ve işveren, hangi sendika, hangi kurum var acaba? Ben bilmiyorum. Bilen varsa, açıklasın da bilelim.

   Ülkemizin başına belâ edilen bozgunculuk olayları, son 60 yıl boyunca sağ ve sol diye, ayrılıkçı ve bölücü niteliğiyle süregelmiştir.

   Kurtuluş var mı? Evet, var. Sömürgeci ABD ve AB'nin plânlarını altüst etmek zorundayız. Bunu başarabiliriz.

   Başarmak için; küresel çetenin, ABD ve AB'nin denetiminde olan yazılı ve görsel basından kurtulmalıyız. Bu basın, bukalemun gibi her renkte ve her kılıkta olabilir, aldanmamalıyız.

   Temel ilke; Türk Milleti’nin namusu, şerefi ve onuruyla bu vatan toprağında gönençli yaşamasıdır. Ne ABD’ye, ne de AB'ye ihtiyacımız var.

   Bugünkü siyasal partilerden hangisinin güven verdiğini söyleyebiliriz?

   Avrupa Konseyinin hazırladığı raporda: “ Türkiye’de, bozgunculuğun kaynağı milli yapıdır.” diye yazıyor. Ülke bütünlüğü, bozgunculuğun kaynağıymış. Ne istiyorlar? Bölünmemizi.

   Bozgunculuk örgütü PKK'nın, Kürtler'in çıkarlarına hizmet ettiğini kim söylerse, o da sömürgeci ABD ve AB'nin uşağıdır ve insanlık düşmanı bir alçaktır.

   Kemalist yapının yok olmasını istiyorlar. Peki neden? ABD ve AB; Lozan Barış Antlaşması'na karşıdırlar. Onları anlayabiliriz. Lozan Antlaşması'na karşı olan, içimizdekilere ne diyebiliriz? Ben, içimden geçeni söyledim. Peki ya siz?

                                                                                                             Ali Çevikyiğit

NOT:
1- İnternette; gugılda ''dikbaştv'' yazıp, araştırmacı yazar Yılmaz Dikbaş’ın 10'ar dakikalık, sıkıcı olmayan, bilgilendirici ve aydınlatıcı konuşmalarını izlemenizi;
2- Güncel Meydan internet sitesindeki izlenceleri izlemenizi ve makâleleri okumanızı öneririm.

Yayının oluşturulma tarihi: 29 Temmuz 2013 

Bugün: 1 Eylül 2013, Kuvayı Milliyeci