DOĞU PERİNÇEK (İP Genel Başkanı)
“Türkiye hâkim sınıflarının politikası, ABD ile birlikte PKK’yı etkisizleştirmektir. Bu politika, böyle dillendirilir; fakat genellikle ABD desteğiyle Kürt halk kitlelerini bastırma beklentisini içerir. ABD ile birleşip Kürdümüzü bastırma hayal ve gafletine son verilmelidir.” (Aydınlık, 13 Eylül 2009)
MEHMET BEDRİ GÜLTEKİN (İP Genel Başkan Vekili)
“Yanlış anlaşılmasın. ‘Dağdan inen PKK’lılar niçin bırakıldı, cezalandırılsın’ demiyoruz. Tam tersine Kandil’de ve Türkiye’nin dağlarındaki toplam beş bin, altı bin PKK’lının silahlarını bırakması ve toplumumuzun bir parçası olarak normal yaşamlarına dönmesi, istiyorlarsa yasalar çerçevesinde siyaset yapmalarına kimsenin bir diyeceği olamaz, olmamalıdır.” (22 Ekim 2009 tarihli “Barış ve Kaos” başlıklı bir yazısı…)
DOĞU PERİNÇEK (İP Genel Başkanı)
“CIA’nın eski Ortadoğu sorumlusu Graham Fuller 1990 yılı başında Türkiye’de yaptığı araştırmalardan sonra hazırladığı raporda, Kemalizm’in bittiği saptamasında bulunuyordu. Fuller, Türkiye’ye ‘yeni kimlik’ olarak ‘Ilımlı İslam’ı öneriyordu. Gerçekten de burjuvazinin demokratik devrimci atılımı olarak Kemalizm, artık tarihte kalmıştır ve Türkiye’nin geleceği üzerinde rol oynama şansına sahip değildir.” (Kemalist Devrim 1, Teorik Çerçeve, Kaynak Yayınları, 1992, s. 9)
DOĞU PERİNÇEK (İP Genel Başkanı)
“Kemalizm, burjuvazinin demokratik sivil toplum projesiydi. Kapitalizmin sivil toplumu ise, ancak işçi sınıfının ve diğer emekçilerin sömürülmesi üzerine kurulabilirdi. Bu nedenle Kemalist rejim, aynı zamanda burjuvazi ve toprak sahiplerinin emekçiler üzerinde diktatörlüğü idi. Kemalizm, burjuva sınıfsal karakteri nedeniyle Kürt halkına ulusal baskı uyguladı. Bu baskı, ayaklanan Kürt kitlelerine karşı kırımlara vardı. Emekçilere ve Kürt ulusuna tavrı, Kemalizm’in tarihe ayak bağı olan yönünü oluşturdu.” (Kemalist Devrim 1, Teorik Çerçeve, Kaynak Yayınları, 1992, s. 9)
DOĞU PERİNÇEK (İP Genel Başkanı)
“Aslında İkinci Cumhuriyetçiliğin temelleri 1930’larda atılmıştır. Kemalizm, rolünü oynamıştır ve tarihte kalmıştır” (Kemalist Devrim 1, Teorik Çerçeve, Kaynak Yayınları, 1992, s. 16-19)
DOĞU PERİNÇEK (İP Genel Başkanı)
“Kemalistlerin zorba diktatörlüğünü faşizmle karıştırmayalım” (Kemalist Devrim 1, Teorik Çerçeve, Kaynak Yayınları, 1992, s. 80)
DOĞU PERİNÇEK (İP Genel Başkanı)
“Türkiye Cumhuriyeti’nin Kürt sorununu inkâr politikası iflas etti. Cumhuriyet’in getirdiği statükonun çözümsüzlüğü ortada… Asıl çıkmazda olan ideolojik olarak Türk milliyetçiliğidir, uygulamada ise askeri yöntem… Sorun Kürt sorunudur, milliyet sorunudur.
Kuzey Irak’taki Kürt milliyeti, yaşadığı topraklarda silahlı bir otorite kurmak için ayaklandı. Irak’ın bu milli harekete şiddet uygulamasına karşıyız. Kürtler kendi geleceklerini özgürce belirlemelidirler.
Milletlerin kendi kaderini tayin hakkı, hiçbir politik gerekçeyle rafa kaldırılamaz. Eğer bir millet emperyalizmi güçlendiren bir çözümü benimsiyorsa, bu tavrın üzerine de şiddetle gidilemez. Burada şiddete göğüs germek bir ilke tutumudur.” (Yüzyıl, 17 Mart 1991)
FERİT İLSEVER (İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı)
“Sorun, Kürt sorununu çözmekse bunun için taa Bağdat’a kadar gitmeye ne gerek var? İşte sorunun büyük kısmı burada, ülkemizde bulunuyor. Buradan Irak Kürtlerine “bağımsızlığı”, “federasyonu” bol keseden dağıtanlar, kendi Kürdümüzün dilini bile çok görüyor. Orası için çözümler tartışılırken, Türkiye için neden konuşulmasın? Örneğin federasyon niçin özgürce tartışılmasın? Artık bu sorunun özgürce konuşulacağı ve Kürtlerin iradesinin serbestçe belirleyeceği ortam yaratılmalıdır. Barışçı bir çözüm için PKK ile görüşülmelidir.” (Yüzyıl, 17 Mart 1991, sayı: 6)
İŞÇİ PARTİSİ’NİN 1995 YILINDA CUMHURBAŞKANI DEMİREL’E SUNDUĞU ANAYASA TASLAĞI’NDAN…
“Ortak kimlik Türkiyelilik olmalıdır.”
“Kürt realitesi anayasa hükmüyle kabul edilmelidir.”
“Yine anayasada belirlenmelidir ki, Türkiye… Cumhuriyet’in iki asli kurucusu olarak Türklerin ve Kürtlerin ortak vatanıdır.”
“…her kademede seçimle gelen, o kademe halkına sorumlu olan ve o kademenin güvenlik güçlerine de kumanda eden tek bir demokratik yönetim sistemi de kurulmalıdır.”
“Ana dille laik ve demokratik eğitim görmek… Anayasa güvencesiyle gerçekleştirilmelidir.”
MEHMET BEDRİ GÜLTEKİN (İP Genel Başkan Vekili)
Siirt’teki bir Kürt açısından kimdir Mustafa Kemal? Ulusal katliam, Kürtlere katliam yapmış bir insandır. Bu da doğrudur. Dolayısıyla Mustafa Kemal’in Türkler açısından taşıdığı anlamın Kürtler açısından var olmasını bekleyemeyiz. (Ulusal İnkârcılık Üzerine, Teori, Ağustos 1994, sayı: 56)
MEHMET BEDRİ GÜLTEKİN (İP Genel Başkan Vekili)
“…Biz her iki milletin de ulusal değerlerine saygılıyız. Her iki milletin de ulusal marşını söyleyebilmeliyiz. Bunu aslında 89-90-91’de koşulların elverişli olduğu dönemlerde Güneydoğu’da Sosyalist Parti’nin mitinglerinde ve toplantılarında yapıyorduk. Bir milletin ulusal değerlerine sahip çıkmak, diğerlerini görmezlikten gelmek veya reddetmek, düşmanlık konusu yapmak bizim tutumumuz olamaz. Her iki milletin ulusal değerlerini, ulusal şahsiyetlerini, ulusal sembollerini savunmak durumundayız.” (Ulusal İnkârcılık Üzerine, Teori, Ağustos 1994, sayı: 56)
MEHMET BEDRİ GÜLTEKİN (İP Genel Başkan Vekili)
“Türklerin ulusal değerleri Bayrak, Mustafa Kemal, Marş; bütün bunlar Kürtler için ne ifade ediyor? Bir Türk gibi Türklerin ulusal değerlerini savunmalarını bekleyemeyiz Kürtlerden, beklemek de gerekmiyor, ayrıca doğru da değil. Biz Kürtlerin ulusal değerlerine saygıyı Türklerin içinde propaganda ederiz, Türklerin ulusal değerlerine saygıyı da Kürtlerin içerisinde propaganda ederiz.” (Ulusal İnkârcılık Üzerine, Teori, Ağustos 1994, sayı: 56)
MEHMET BEDRİ GÜLTEKİN (İP Genel Başkan Vekili)
“Kürtlerin önemli bir kısmı açısından Şeyh Sait değer verilen bir yere oturtuluyorsa, bizim buna karşı saygılı bir tavır içinde olmamız gereklidir. Yani bir tarihi kişilik olarak, bir ulusal şahsiyet olarak değer veriyorlarsa, ulusal mücadele içinde Şeyh Sait’i bir yere koymaya çalışıyorlarsa en azından o ulusal harekete, ulusal duygulara saygının gereği olarak buna saldıran bir tutum almamalıyız.” (Ulusal İnkârcılık Üzerine, Teori, Ağustos 1994, sayı: 56)
Yayının oluşturulma tarihi: 29 Ekim 2013
Bugün: 29 Ekim 2013, TC Ahmet Öztürk
Yeni CHP'den En Yeni Kürt Raporu:
- “Dersim arşivleri açılsın.”
- “Siyasette Dil Yasakları Kaldırılsın.”
- “Değiştirilen Yer İsimleri eski adıyla birlikte kullanılsın.”
- ...
CHP İnsan Hakları Genel Başkan Yardımcılığı, Kürt sorununa ilişkin hazırladığı 224 betlik raporda bu konudaki parti politikalarının anlaşılamadığını belirterek önerilerini sıraladı.
CHP İnsan Hakları Genel Başkan Yardımcılığı, 224 betlik, “Toplumsal Barışı Demokrasi ile Güvence Altına Almak" başlıklı taslak rapor hazırladı. Raporda, “Dersim arşivlerinin açılması”, “Siyasette Dil Yasaklarının Kaldırılması”, “Değiştirilen Yer İsimlerinin eski adıyla birlikte kullanılması”, “seçim barajının düşürülmesi”, “mayınlı arazilerin köylülere dağıtılması önerileri” yer aldı.
T 24'ten Hülya Karabağlı'nın haberine göre, CHP Genel Başkan Yardımcısı, İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu'nun, insan haklarından sorumlu milletvekilleriyle hazırladığı taslak rapor, CHP'nin Gezi Parkı olaylarına bakışını da yansıtıyor. Tanrıkulu, raporun giriş yazısında, “küreselleşmeyi” anlatırken “ Türkiye , bugünlerde ‘Gezi Parkı’ ile iletişim ve bilginin gücünü, iletişim ve bilginin barışçı ve demokratik ruhunu, iletişim ve bilginin özgürlük ve eşitlikçi vizyonunu yaşıyor” dedi.
Yazıda şu görüşler yer aldı:
“Taksim, Türkiye oluyor. Kadıköy, Lice oluyor. Çarşı özgürlük istiyor. Kuğulupark Eskişehir oluyor. Taksim’in ‘Duran adam’ı Hakkari’de türüyor. Ortaklık artıyor. Barış, özgürlük, demokrasi, eşitlik ve adalet herkesin dilinde ortak hedef oluyor.
Böyle bir süreçte bugünü anlamak ve yarını öngörebilmek için düne bakmanın gerekliliği de ortaya çıkarıyor.
Otuz yıldır Türkiye’de yaşanan çatışmalı süreç, Türkiye’nin demokratik ilerlemesini askıya aldırmış, siyasi, ekonomik, sosyal tahribatlar ortada ağır bir enkaz bırakmıştır. Elli bini aşkın insanımızın hayatına mal olan çatışmalı süreç, milyonlarca insanımızın yerinden olmasına, yıkıma ve yoksulluğa neden olmuştur.
Böylesi bir ortamda CHP, “Kürt sorunu” olarak adlandırılan ama esas olarak Kürt kimlikli vatandaşların temel hak ve özgürlük talepleri ile eşdeğer olan Türkiye’nin en temel siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel sorununun çözümsüzlüğünün ortaya çıkardığı tahribatların giderilmesi ve demokratik bir Türkiye’nin inşası için son iki yıldaki yasama döneminde, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) çatısı altında yoğun bir faaliyet içerisinde olmuştur.
TBMM tutanakları ve belgelerinde yer alan CHP’nin bu yasama döneminde, özgürlükçü demokrasinin geliştirilmesi ve Kürt kimlikli vatandaşlarımızın hak ve özgürlük taleplerinin karşılanması için yürüttüğü kararlı, istikrarlı ve sürekliliği olan faaliyetleri, maalesef kamuoyu tarafından da yeteri kadar öğrenilememiş ve dolayısıyla CHP’nin çalışmaları hakkında yanlış ve haksız algıların oluşmasına neden olmuştur.”
RAPORDAN BAŞLIKLAR
CHP’nin kanun teklifleri, araştırma komisyonu kurulması önergeleri ve farklı konularda yöneltilmiş soru önergelerinin de yer aldığı raporda yer alan başlıklar ise şöyle.
Kürt sorununun çözümü konusunda hükümete yöntem önerisi:
1. Seçim barajı düşürülsün: Seçim Barajının Yüzde 10’dan Yüzde 3’e Düşürülmesine
2. Siyasette dil yasakları kaldırılsın: Siyasi Partilerin Çalışmalarında Türkçeden Başka Bir Dil Kullanmalarına İlişkin Kanun Teklifi
3. Hazine yardımı: Seçime Katılan Siyasi Partilere Aldıkları Oy Oranlarına Göre Hazineden Yardım Almalarına İlişkin Kanun Teklifi
4. Mayınlı araziler köylülere dağıtılsın: Mayınlı Arazilerin Temizlenip Topraksız Köylülere Dağıtılmasına İlişkin Kanun Teklifi
5. Korucular başka alanlarda istihdam edilsin: Korucuların Yeniden İstihdamı, Sosyal Güvenliklerinin ve Emekli Haklarının Güvence Altına Alınması ve Kaldırılmasına İlişkin Kanun Teklifi
6. Değiştirilen isimler birlikte kullanılsın: Adları Değiştirilen Yerleşim Yerlerinin (Köy, Mezra vd.) Eski Adları İle Birlikte Kullanılmasına ilişkin Kanun Teklifi
7. Travma hatırlatan isimler değiştirilsin: Geçmişte Yaşanan Acı Travmaları Hatırlatan İsimleri Taşıyan Yerlerin Belirlenmesi ve Bu İsimlerin Kaldırılmasına İlişkin Kanun Teklifi
8. Diyarbakır Cezaevi müze olsun: Diyarbakır Cezaevi’nin İnsan Hakları ve Demokrasi Müzesi’ne Dönüştürülmesine İlişkin Kanun Teklifi- TBMM Başkanlığı’na 11.06.2013 Tarihinde Sunuldu. TBMM İç Tüzüğünün 37. Maddesi Uyarınca TBMM Genel Kurulunda Gündeme Alınarak Görüşüldü ve AKP Oylarıyla Reddedildi.
9. Newroz resmî bayram olsun: Newroz’un Bayram Olarak Kabul Edilmesine İlişkin Kanun Teklifi
10. Halepçe/Enfal katliamı tanınsın: 16 Mart 1988’de Halepçe’de Gerçekleştirilen El-Enfal Katliamı’nın Tanınmasına İlişkin Kanun Teklifi
11. Dersim arşivleri açıklansın: Farklı Kurumlarda Bulunan Dersim Arşivleri’nin TBMM Başkanlığı’nda Toplanarak Araştırmacıların Hizmetine Sunulmasına İlişkin Kanun Teklifi
12. Köye Dönüş Yasası yeniden düzenlensin: Boşaltılan Yerleşim Yerlerinde Mağdur Olan Vatandaşlara Yardım Yapılmasını Öngören 5233 Sayılı Yasada İyileştirme Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi
13. İfade özgürlüğünün önündeki engeller kaldırılsın: İfade Özgürlüğünün Eksiksiz Sağlanması Bağlamında TMK ve TCK’da Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (Ek 14)
14. Yasaksız yeni toplantı ve gösteri yürüyüşleri yasası yapılsın: Yasaksız ve Özgürlükçü Yeni Bir Toplantı ve Gösteri Yürüyüşüne İlişkin Kanun Teklifi-TBMM Başkanlığı’na 04.06.2013 Tarihinde Sunuldu. TBMM İç Tüzüğünün 37. Maddesi Uyarınca TBMM Genel Kurulunda Gündeme Alınarak Görüşüldü ve AKP Oylarıyla Reddedildi.
15. Orantısız güç kullanımı engellensin: Güvenlik Güçlerinin Orantısız Güç Kullanımının Engellenmesine İlişkin Kanun Teklifi
16. Biber gazı yasaklansın: Güvenlik Güçlerinin Biber Gazı ve İnsan Sağlığına Zararlı Kimyasalları Kullanmasının Engellenmesine İlişkin Kanun Teklifi
17. Özel Yetkili Mahkemeler kaldırılsın: Özel Yetkili Mahkemelerin Kaldırılmasına İlişkin Kanun Teklifi
18. Tutuklama infaza dönüşmesin: Uzun Tutukluluk Sürelerinin Düzenlenmesine İlişkin Kanun Teklifi
19. Yasadışı dinlemeler engellensin: Hukuk Dışı Takip, Dinleme ve İzlemenin Sınırlandırılmasına İlişkin Kanun Teklifi
20. Gizli tanık uygulaması hukuka uygun olsun: Gizli Tanık Uygulamasında Hukuk Dışılığa ve Adil Yargılama İlkelerine Aykırı Uygulamalara Son Verilmesine İlişkin Kanun Teklifi
21. Faili meçhul cinayetlerde zaman aşımı olmasın: Faili Meçhul Cinayetlerde ve Kayıp Vakalarında Yakalanmayan Failler Bakımından Zaman Aşımı Hükümlerinin Uygulanmamasına İlişkin Kanun Teklifi
22. Cezaevlerindeki hukuksuz uygulamalara son verilsin: Cezaevlerinde Hükümlülere Uygulanan Hukuk Dışı Cezaların Engellenmesine Dair Kanun Teklifi
23. Gözaltında avukat görüşmeleri önündeki engel kaldırılsın: Gözaltında Avukatla Görüşmenin Sınırlandırılmasının Kaldırılmasına İlişkin Kanun Teklifi
24. Cem evleri ibadethane olarak kabul edilsin: Cem Evlerinin İbadethane Olarak Kabul Edilmesine İlişkin Kanun Teklifi
25. Van afet bölgesi ilan edilsin: Van Depremi Nedeniyle Van’ın Afet Bölgesi Olarak Kabul Edilmesine İlişkin Kanun Teklifi
26. Erciş il olsun: Erciş’in İl Olarak Kabul Edilmesine İlişkin Kanun Teklifi
27. Siverek il olsun: Siverek’in İl Olarak Kabul Edilmesine İlişkin Kanun Teklifi
28. İfade özgürlüğü önündeki yasal engeller kaldırılsın: İfade ve Örgütlenme Özgürlüğünü Engelleyen TMK’nin 6. ve 7. Maddelerinin 2., 6. ve 7. Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi
29. Failin yakalanmadığı ölüm olaylarında zamanaşımı olmasın: Bu yasa teklifi ile kayıp ve faali meçhul cinayetlerin bakımından, failin yakalanmaması durumunda zamanaşımının işlememesi teklif edilmektedir.
30. Nefret suçları para cazasına çevrilmesin, zamanaşımına uğramasın: Nefret Suçlarının ve Ayrımcılığın Önüne Geçilebilmesi İçin Türk Ceza Kanunu’nun 216ıncı Maddesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi
TBMM Başkanlığı’na sunulan Meclis Araştırma Önergeleri:
- Geçmişte yaşanan insan hakları ihlallerinin araştırılması: Gerçekleri Araştırma Komisyonu Türkiye Modelinin Nasıl ve Hangi Yöntemle Kurulacağının Araştırılmasına İlişkin Meclis Araştırma Önergesi
- Toplumsal barışı bozan olayları ve nedenlerinin araştırılması: Türkiye’de Son 30 Yıldır Devam Eden Kürt Meselesi ve Buna Bağlı Çatışma-Terör Eylemlerinin Son Bulması İçin, Çözüm Yolları Araştırmak Üzere Toplumsal Barışı Bozan Olayları Araştırma ve Çözüm Yollarını Önerme Komisyonu Kurulması İle İlgili Meclis Araştırma Önergesi
- Uludere /Roboski katliamının araştırılması: Uludere-Roboski’de 28.12.2012Tarihinde Meydana Gelen Katliamı Tüm Yönleriyle Araştırmak Üzere Kurulması İstenen Meclis Araştırma Komisyonu ile İlgili Meclis Araştırma Önergesi- TBMM Başkanlığı’na 06.06.2013 Tarihinde Sunuldu. TBMM Genel Kurulunda Gündeme Alınarak Görüşüldü ve AKP Oylarıyla Reddedildi.
- Zorunlu göçün yarattığı sorunların araştırılması: 1984-1999 Yılları Arasında Zorunlu Göçe Maruz Kalmış Yurttaşlarımızın Sorunlarının ve Çözüm Yollarının Bulunmasına İlişkin Meclis Araştırma Önergesi
- Faili meçhul cinayetlerin ve kayıpların araştırılması: Faili Meçhul Cinayet ve Kayıpların Araştırılmasına İlişkin Meclis Araştırma Önergesi
- İşkence ve işkencecilerin araştırılması: İşkence ve Eziyet Suçlarının Önlenmesi ve Cezasız Kalmaması İçin Alınacak Tedbirlerin Belirlenmesi için Önerilen Araştırma Komisyonu ile İlgili Meclis Araştırma Önergesi - TBMM Başkanlığı’na16.02.2012 Tarihinde Sunuldu. TBMM Genel Kurulunda Gündeme Alınarak Görüşüldü ve AKP Oylarıyla Reddedildi.
http://www.radikal.com.tr/politika/chpden_kurt_raporu_baraj_dussun_siyasette_dil_yasagi_kalksin-1140699
Yayının oluşturulma tarihi: 6 Temmuz 2013
Bugün: 19 Ekim 2013, TC Ahmet Öztürk
Günümüz araştırmacılarından biri olan Halûk Tarcan Bey'den, Kürtler'in; bir ulus olup olmadığının, bilimsel açıdan kanıtı niteliğinde, çok değerli bir araştırma yazısı.
OSMANLI’DA, KÜRDİSTAN diye bir EYALET VARDI, ama…
Osmanlı, kendini Türk saymıyordu. Tarihini, atalarının kim olduğunu aramıyordu. Türk için: Etrak-ı bî İdrâk, idrak sahibi olmayan Türkler diyorlardı.
Kâzım Mirşan’dan öğreniyoruz; Ëlegeş anıtında okunuyor. Bir aşîret reisi:
Alpurungu Han’dan ( Alpertunga değil - Orta Asya Türkçeleri'ni bilmeyenler tarafından yanlış okunmuştur.), ÖKÜ-ERT; aşiretini yönetme yetkisi ister. Bu sıfat zamanla sıkışarak, KÜRT’e dönüşür.
Demek ki, Kürt bir etnik ya da budunsal ad değil, aşiretini yönetme iznidir.
Kürt sözcüğü, yine, Bedirhanlı bir gençten öğrendiğimize göre Kürtçe'de yoktur.
Kürd/İSTAN adına bakalım:
Orta Asya Türkçeleri'nden yedisini, ana dili gibi; okuyan, yazan, konuşan ve oradan da yazıtlar yoluyla Ön Türkçe'ye varmış olan Kazım Mirşan’ın verdiği açıklamayı görelim:
''Halkına iyi hizmet etmiş olan Bey'n bedeni ateşe verilir. Beden yanar, külleri yeryüzünde kalır ve toprak kaplara konup ateş evinde gömülür. Can’ı ve Ruh’u, Tanrıya uçar. Tanrı katında ASQAN, yâni asılı olur. Artık uçmağda bulunmaktadır. Tanrı, buyruğuyla yeniden doğacak ve yeryüzüne gönderilecektir.''
ASQAN, zamanla; Aspan, Astan ve Asüman olmuştur.
Bu iki noktadan hareketle, Kürdistan sözcüğüne ulaşabiliriz:
Öküert - Astan, zamanla, Kürt - Astan'a dönüşüyor. O da zaman içinde Kürdistan olmuştur.
Bu ad, Kürtler'in, ÖnTürkler'den olduklarının bilimsel kanıtıdır.
Kürtler'in kullandıkları ( Q ile W) harfleri, onların Ön Türkler'den olduklarının bir öteki kanıtıdır. Her iki şekil, harf değil, birer damgadırlar.
OQ ve UW:
İlki; günahsız olma, yeryüzü kişisini tanımlar.
Öteki ise; kutsal anlamını verir.
Kâzım Mirşan: Damgaların başındaki sesli harfler gitmiş, damgalar sessiz harf haline dönüşmüşlerdir.
Dipçe: Astan, bugün, Kazakistan'ın yeni başkentinin adıdır. Orta Asya ve Güney Anadolu’da iki yerde bu ad vardır.
Türkçü; Tarihçi, Müzisyen ve Araştırmacı Yazar Halûk Tarcan
Yayının oluşturulma tarihi: 13 Ekim 2013
Bugün: 13 Ekim 2013, TC Ahmet Öztürk
OSMANLI’DA, KÜRDİSTAN diye bir EYALET VARDI, ama…
Osmanlı, kendini Türk saymıyordu. Tarihini, atalarının kim olduğunu aramıyordu. Türk için: Etrak-ı bî İdrâk, idrak sahibi olmayan Türkler diyorlardı.
Kâzım Mirşan’dan öğreniyoruz; Ëlegeş anıtında okunuyor. Bir aşîret reisi:
Alpurungu Han’dan ( Alpertunga değil - Orta Asya Türkçeleri'ni bilmeyenler tarafından yanlış okunmuştur.), ÖKÜ-ERT; aşiretini yönetme yetkisi ister. Bu sıfat zamanla sıkışarak, KÜRT’e dönüşür.
Demek ki, Kürt bir etnik ya da budunsal ad değil, aşiretini yönetme iznidir.
Kürt sözcüğü, yine, Bedirhanlı bir gençten öğrendiğimize göre Kürtçe'de yoktur.
Kürd/İSTAN adına bakalım:
Orta Asya Türkçeleri'nden yedisini, ana dili gibi; okuyan, yazan, konuşan ve oradan da yazıtlar yoluyla Ön Türkçe'ye varmış olan Kazım Mirşan’ın verdiği açıklamayı görelim:
''Halkına iyi hizmet etmiş olan Bey'n bedeni ateşe verilir. Beden yanar, külleri yeryüzünde kalır ve toprak kaplara konup ateş evinde gömülür. Can’ı ve Ruh’u, Tanrıya uçar. Tanrı katında ASQAN, yâni asılı olur. Artık uçmağda bulunmaktadır. Tanrı, buyruğuyla yeniden doğacak ve yeryüzüne gönderilecektir.''
ASQAN, zamanla; Aspan, Astan ve Asüman olmuştur.
Bu iki noktadan hareketle, Kürdistan sözcüğüne ulaşabiliriz:
Öküert - Astan, zamanla, Kürt - Astan'a dönüşüyor. O da zaman içinde Kürdistan olmuştur.
Bu ad, Kürtler'in, ÖnTürkler'den olduklarının bilimsel kanıtıdır.
Kürtler'in kullandıkları ( Q ile W) harfleri, onların Ön Türkler'den olduklarının bir öteki kanıtıdır. Her iki şekil, harf değil, birer damgadırlar.
OQ ve UW:
İlki; günahsız olma, yeryüzü kişisini tanımlar.
Öteki ise; kutsal anlamını verir.
Kâzım Mirşan: Damgaların başındaki sesli harfler gitmiş, damgalar sessiz harf haline dönüşmüşlerdir.
Dipçe: Astan, bugün, Kazakistan'ın yeni başkentinin adıdır. Orta Asya ve Güney Anadolu’da iki yerde bu ad vardır.
Türkçü; Tarihçi, Müzisyen ve Araştırmacı Yazar Halûk Tarcan
Yayının oluşturulma tarihi: 13 Ekim 2013
Bugün: 13 Ekim 2013, TC Ahmet Öztürk
Kürtler'in ortak bir dili yoktur.
Kürt toplulukları diye sunulan topluluklar, ayrı ayrı oldukları için, ortak bir dilleri yoktur. Hatta daha ileri giderek şunu da söyleyebiliriz: Kimin Kürt olduğu, kimin Kürt olmadığı; kimin Kürtçe konuştuğu, kimin konuşamadığı bile belli değildir.
Aslında Zorani, Kurmançi ve Zaza lehçeleri dedikleri lehçeler arasında bir ortaklık olmadığı gibi, anlaşma sağlamak da mümkün değildir. Halbuki, iki ayrı devletleri olmalarına ve aralarında üç bin kilometreden fazla mesafe bulunmasına rağmen Azer lehçesi ile Anadolu lehçesinin ortak gramer kuralları olduğu gibi, bu lehçelerde anlaşmak da oldukça kolaydır. Çünkü, lehçeler farklı olsa da dil ortaktır ve Türkçedir.Kendilerine Kürt diyenlerin ortak bir dili yoktur ve Kürtçe diye bir dil bu yüzden hiç olmamıştır. Konuşulan dil, aşiretlerin, kabilelerin dilidir. Ulus dili değildir. Bunu, farklı lehçe dedikleri ile anlaşamamaları açık olarak gösterir.
Ulus olamayanların tarihleri de olmaz.
Henüz millet olamayanların, dilleri olmayanların, devlet geleneği bulunmayanların, tarih boyunca, aşiret ve kabile olarak yaşayanların tarihleri olamaz. Çünkü, tarih yapmak için, millet olmak, medeniyet kurmak, dil, yazı, kültür yaratmak gerekir.
Yukarıdan beri ortaya koyduğumuz kanıtlar, Kürtlerin millet olmadıklarını, ortak bir dilleri olmadığını, ortak bir yazılarının ve kültür varlıklarının bulunmadığını göstermektedir. Bu yüzden Kürtlerin devleti olmadığı gibi, o devletin tarihini verecek tarihleri de yoktur.
Tarih için, arkeolojik bulguların, yazılı metinlerin, buluntuların, efsane ve mitolojinin gerektiğini yukarıda belirtmiştik. Kürtlerin ne yazılı metinleri, ne arkeolojik buluntuları, kalıtları, ne de efsane ve mitolojileri vardır.
Demirci Kava Efsanesi diye anlatılan hikaye bile onlara değil, Medlere (Perslere) aittir ve Kürtlerle yakından uzaktan bir ilişkisi yoktur.
Kürt yapılan Zerdüşt, Babek, Nurettin Zengi gibi isimler kesin olarak kanıtlanmıştır ki, Türk ulusunun kahramanlarıdır. Zengilerin Türk boyu olduğu artık kesin olarak kabul edilmişken, boy başçısı Nurettin Zengi’nin Kürt olduğunu iddia etmek, havanda su dövmek gibi bir şeydir. Birinci Genel Müfettiş Abidin Özmen’in İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’ya verdiği 1936 tarihli raporda; Ermeniler tarafından Erivan’da toplanan Kürdoloji kongresinde alınan kararlardan birinin “Kürtlerin aslını eski olaylara dayandırarak bulmak ve bir Kürt tarihi yazmak” olduğu belirtilmiştir. Bu alınan karar, Kürtlerin bir tarihi olmadığını, onlara siyasi bir kimlik kazandırabilmek için bir tarih yazılması gerektiğini açık olarak göstermektedir. Tarihin eski olması için de, eski olaylara dayandırılması gerektiğine vurgu yapılıyor.
Kürtlere tarih yazma çabaları Rus bilim adamı Minorsky, Kürtlere bir köken efsanesi yaratabilmek için, eski Mezopotamya kavimleri ile Kürtler arasında bağlantı kurmaya çalışmış ve Medleri Kürtlerin atası olarak göstermek istemiştir. Bruinessen, Minorsky’nin bu tezini çürütmüş, Minorsky bu sefer Urartuları, Kürtlerin atası olarak ilan etmekten çekinmemiştir. Fakat, Nöldeke, M. Hartmann ve Wisbach gibi araştırmacılar, Minorsky’nin bu tezini de çürütmüşlerdir.
Peter Lerch, Kürtlerle Keldaniler arasında ilişki kurmuş, Said-i Kürdi de bu masala inandığı için, 1908 inkılabının getirdiği özgürlük ortamı içerisinde Beyazıt Meydanı’nda yapılan bir mitingde yaptığı konuşmaya “Ey Keldanilerin torunları, Ey Keldanilerin varisleri” hitabı ile başlamıştır (Said-i Kürdi’nin, bugün Said-i Nursi olarak takdim edildiğini de hatırlatalım). Dilbilimci F. Rödiger ve A. F. Pott, Kürtçe denilen dil ile Keldani dili arasında karşılaştırmalar yapmışlar ve Kürtçe adıyla yaratılmak istenen dilin Keldani kökenli olduğu iddiasını kesin bir şekilde reddetmişlerdir.
Şeyh Sait ve Dersim isyanlarına karıştığı için yakalanması istenen İhsan Nuri, kaçıp sığındığı İran’da, İranlıların desteği ile kurduğu Nejad-ı Kurd adlı Türk düşmanı enstitüde yazdığı bir kitapta “Ermeniler ile Kürtler aynı soydandır ve Ermeniler ‘Hıristiyan Kürtlerdir’, Zerdüşt de bir Kürt peygamberidir.” demiştir. Nuri, Nemrut’u da Kürt yapmıştır. İhsan Nuri, Minorsky’ye, Peter Lech’e, Nikitin’e, Said-i Kürdi’ye inanmamış olmalı ki, Kürtlere yeni bir ata (Ermeniler) bulmuş ve Kürtlerle Ermenileri aynı soydan ilan etmiş.
Kürtler: Atasız ve tarihsiz bir topluluk.
Yukarıda kısaca değindiğimiz hususlar Kürtler'in atasız ve tarihsiz bir topluluk olduklarını açık olarak ortaya koymaktadır.
Kendilerini; Medlere, Urartulara, Keldanilere, Ermenilere dayandırmaya çalışan bir topluluğun hiç biri olmadığı kesindir. Ünlü Rus tarihçisi İ. N. Gumilev’e göre:
Atasız ve tarihsiz toplumların ortak bir dili yoktur. “… Alfabesi, yazılı edebiyatı, ortak bir tarihi de yoktur. Bu tip topluluklarda küçük bir gurubun dili ön plana çıkar ve zamanla o topluluğun dili haline gelir ama, bu dil çok melez bir dildir… Bunlar kendi bölgelerinde eskiden yaşamış hemen herkesi sahiplenirler ve atasız topluluk bir anda çok atalı bir topluluk haline gelir.” Burada anlatılan atasız ve tarihsiz toplumun, yukarıda bizim anlatmaya çalıştığımız toplum ile ne kadar örtüştüğünü görüyorsunuz.
Atasız toplumların uluslaşması bir siyasi süreçtir ve şüphesiz bunun temelinde de etnik bir hikaye, masal vardır. Etnikliğin olmayan hikayesi vardır. Kürtlerin kendilerini bu kadar etnisiteye dayandırmaya çalışması, kendilerine bir ata araması, olmayan etnik hikayeyi uydurmak içindir.
Matematikte bir kural vardır: sıfırın, yani olmayan bir şeyin, sıfırla, olmayan bir şeyle, toplanması sıfır, yani olmayan şey olur.
Ulus yok, tarih yok, dil yok, yazılı edebiyat yok, yazılı belge yok…
Bu kadar yoktan var çıkması nasıl mümkün olur?
Kaynak: Hüseyin Adıgüzel
Yayının oluşturulma tarihi: 13 Ekim 2013
Bugün: 13 Ekim 2013, TC Ahmet Öztürk
Kürt toplulukları diye sunulan topluluklar, ayrı ayrı oldukları için, ortak bir dilleri yoktur. Hatta daha ileri giderek şunu da söyleyebiliriz: Kimin Kürt olduğu, kimin Kürt olmadığı; kimin Kürtçe konuştuğu, kimin konuşamadığı bile belli değildir.
Aslında Zorani, Kurmançi ve Zaza lehçeleri dedikleri lehçeler arasında bir ortaklık olmadığı gibi, anlaşma sağlamak da mümkün değildir. Halbuki, iki ayrı devletleri olmalarına ve aralarında üç bin kilometreden fazla mesafe bulunmasına rağmen Azer lehçesi ile Anadolu lehçesinin ortak gramer kuralları olduğu gibi, bu lehçelerde anlaşmak da oldukça kolaydır. Çünkü, lehçeler farklı olsa da dil ortaktır ve Türkçedir.Kendilerine Kürt diyenlerin ortak bir dili yoktur ve Kürtçe diye bir dil bu yüzden hiç olmamıştır. Konuşulan dil, aşiretlerin, kabilelerin dilidir. Ulus dili değildir. Bunu, farklı lehçe dedikleri ile anlaşamamaları açık olarak gösterir.
Ulus olamayanların tarihleri de olmaz.
Henüz millet olamayanların, dilleri olmayanların, devlet geleneği bulunmayanların, tarih boyunca, aşiret ve kabile olarak yaşayanların tarihleri olamaz. Çünkü, tarih yapmak için, millet olmak, medeniyet kurmak, dil, yazı, kültür yaratmak gerekir.
Yukarıdan beri ortaya koyduğumuz kanıtlar, Kürtlerin millet olmadıklarını, ortak bir dilleri olmadığını, ortak bir yazılarının ve kültür varlıklarının bulunmadığını göstermektedir. Bu yüzden Kürtlerin devleti olmadığı gibi, o devletin tarihini verecek tarihleri de yoktur.
Tarih için, arkeolojik bulguların, yazılı metinlerin, buluntuların, efsane ve mitolojinin gerektiğini yukarıda belirtmiştik. Kürtlerin ne yazılı metinleri, ne arkeolojik buluntuları, kalıtları, ne de efsane ve mitolojileri vardır.
Demirci Kava Efsanesi diye anlatılan hikaye bile onlara değil, Medlere (Perslere) aittir ve Kürtlerle yakından uzaktan bir ilişkisi yoktur.
Kürt yapılan Zerdüşt, Babek, Nurettin Zengi gibi isimler kesin olarak kanıtlanmıştır ki, Türk ulusunun kahramanlarıdır. Zengilerin Türk boyu olduğu artık kesin olarak kabul edilmişken, boy başçısı Nurettin Zengi’nin Kürt olduğunu iddia etmek, havanda su dövmek gibi bir şeydir. Birinci Genel Müfettiş Abidin Özmen’in İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’ya verdiği 1936 tarihli raporda; Ermeniler tarafından Erivan’da toplanan Kürdoloji kongresinde alınan kararlardan birinin “Kürtlerin aslını eski olaylara dayandırarak bulmak ve bir Kürt tarihi yazmak” olduğu belirtilmiştir. Bu alınan karar, Kürtlerin bir tarihi olmadığını, onlara siyasi bir kimlik kazandırabilmek için bir tarih yazılması gerektiğini açık olarak göstermektedir. Tarihin eski olması için de, eski olaylara dayandırılması gerektiğine vurgu yapılıyor.
Kürtlere tarih yazma çabaları Rus bilim adamı Minorsky, Kürtlere bir köken efsanesi yaratabilmek için, eski Mezopotamya kavimleri ile Kürtler arasında bağlantı kurmaya çalışmış ve Medleri Kürtlerin atası olarak göstermek istemiştir. Bruinessen, Minorsky’nin bu tezini çürütmüş, Minorsky bu sefer Urartuları, Kürtlerin atası olarak ilan etmekten çekinmemiştir. Fakat, Nöldeke, M. Hartmann ve Wisbach gibi araştırmacılar, Minorsky’nin bu tezini de çürütmüşlerdir.
Peter Lerch, Kürtlerle Keldaniler arasında ilişki kurmuş, Said-i Kürdi de bu masala inandığı için, 1908 inkılabının getirdiği özgürlük ortamı içerisinde Beyazıt Meydanı’nda yapılan bir mitingde yaptığı konuşmaya “Ey Keldanilerin torunları, Ey Keldanilerin varisleri” hitabı ile başlamıştır (Said-i Kürdi’nin, bugün Said-i Nursi olarak takdim edildiğini de hatırlatalım). Dilbilimci F. Rödiger ve A. F. Pott, Kürtçe denilen dil ile Keldani dili arasında karşılaştırmalar yapmışlar ve Kürtçe adıyla yaratılmak istenen dilin Keldani kökenli olduğu iddiasını kesin bir şekilde reddetmişlerdir.
Şeyh Sait ve Dersim isyanlarına karıştığı için yakalanması istenen İhsan Nuri, kaçıp sığındığı İran’da, İranlıların desteği ile kurduğu Nejad-ı Kurd adlı Türk düşmanı enstitüde yazdığı bir kitapta “Ermeniler ile Kürtler aynı soydandır ve Ermeniler ‘Hıristiyan Kürtlerdir’, Zerdüşt de bir Kürt peygamberidir.” demiştir. Nuri, Nemrut’u da Kürt yapmıştır. İhsan Nuri, Minorsky’ye, Peter Lech’e, Nikitin’e, Said-i Kürdi’ye inanmamış olmalı ki, Kürtlere yeni bir ata (Ermeniler) bulmuş ve Kürtlerle Ermenileri aynı soydan ilan etmiş.
Kürtler: Atasız ve tarihsiz bir topluluk.
Yukarıda kısaca değindiğimiz hususlar Kürtler'in atasız ve tarihsiz bir topluluk olduklarını açık olarak ortaya koymaktadır.
Kendilerini; Medlere, Urartulara, Keldanilere, Ermenilere dayandırmaya çalışan bir topluluğun hiç biri olmadığı kesindir. Ünlü Rus tarihçisi İ. N. Gumilev’e göre:
Atasız ve tarihsiz toplumların ortak bir dili yoktur. “… Alfabesi, yazılı edebiyatı, ortak bir tarihi de yoktur. Bu tip topluluklarda küçük bir gurubun dili ön plana çıkar ve zamanla o topluluğun dili haline gelir ama, bu dil çok melez bir dildir… Bunlar kendi bölgelerinde eskiden yaşamış hemen herkesi sahiplenirler ve atasız topluluk bir anda çok atalı bir topluluk haline gelir.” Burada anlatılan atasız ve tarihsiz toplumun, yukarıda bizim anlatmaya çalıştığımız toplum ile ne kadar örtüştüğünü görüyorsunuz.
Atasız toplumların uluslaşması bir siyasi süreçtir ve şüphesiz bunun temelinde de etnik bir hikaye, masal vardır. Etnikliğin olmayan hikayesi vardır. Kürtlerin kendilerini bu kadar etnisiteye dayandırmaya çalışması, kendilerine bir ata araması, olmayan etnik hikayeyi uydurmak içindir.
Matematikte bir kural vardır: sıfırın, yani olmayan bir şeyin, sıfırla, olmayan bir şeyle, toplanması sıfır, yani olmayan şey olur.
Ulus yok, tarih yok, dil yok, yazılı edebiyat yok, yazılı belge yok…
Bu kadar yoktan var çıkması nasıl mümkün olur?
Kaynak: Hüseyin Adıgüzel
Yayının oluşturulma tarihi: 13 Ekim 2013
Bugün: 13 Ekim 2013, TC Ahmet Öztürk
Atatürk'ün budun(ulus) tanımı: “Zengin bir anı mirâsına sâhip bulunan, birlikte yaşamayı isteme ve uygun görme de içten olan ve sâhip olunan mirâsın korunmasını, birlikte sürdürme konusunda istekleri ortak olan insanların birleşmesinden oluşan topluma; ulus adı verilir.”
Bu tanıma göre, bölücülerin bize dayattığı ‘’Kürt Ulusu’’ diye bir ulus yoktur. Çünkü, Kürt diye bir şey yoktur. Öncelikle Kürtçe dedikleri; Zazaca, Süryanice ve Kurmançe’dir. Bunlar da dil değil, ağız ya da lehçelerdir. Demek ki, Kürt diye ortaya atılanların ortak bir dili yok.
Peki, ortak Kürt geçmişi ve kültürü diye bir şey var mı?
Bakalım: Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizde; Türkmen, Zaza, Süryani, Arap, Ermeni, Kurman, Fars, Yahudi asıllı yurttaşlarımız yaşamaktadır. Ve bu yurttaşlarımız çoktan Türk Budunu’nun bir parçası olmuşlardır. Birlikte bir Bağımsızlık Savaşı yapmış ve birlikte yaşamayı uzun yıllar önce kabul etmişiz. Günümüzde orada yapılmak istenen ise; tüm bu ortak Türk Budunu’nu bozup, yapay bir Kürt Budunu kurma çalışmasıdır.
Yüce Türk Budunu, bu yapay ve uydurma olan budunu yok edip, tarihe gömecektir. Bunda hiç kuşkum yok.
TC Ahmet Öztürk
Yayının oluşturulma tarihi: 13 Ekim 2013
Bugün: 13 Ekim 2013, TC Ahmet Öztürk
KÜRT SÖZCÜĞÜ BİLE TÜRKÇEDİR!
Dünyaca ünlü tarihçilerin araştırmalarına göre “Kürt” adıyla anılan ayrı bir ırkın ve “Kürtçe” denilen bir dilin tarihin hiçbir anında olmadığı kesinleşmiştir. Hem “Kürt” diye bir ırkın varlığı hem de “Kürtçe”nin müstakil bir dil olduğu; yalan, uydurma ve palavradır. Aksine “Kürt” denilen topluluklar ile Türkiye cumhuriyetinin sahibi Türklerin pek çok ortak noktaları vardır. Kürtlerin etnik kökenini tespit etmede işe yarayacak en önemli belge sayılan Kürtçe lügatin neredeyse yarısı Türkçedir.
Dilin etnik köken tespitinde kullanılan çok önemli bir araç sayıldığını bilen Auguste Jaba, Fritz Justi ve Vladimir Minorsky adındaki Rus bilim adamları Kürtlere uyduruk bir lügat icat etmiştir. Bir etnik kimlikten bahsedebilmek için bir dil sahibi olmanın önemini çok iyi bilen mihraklar ne yazık ki ülkemizde aynı havayı solumaya mecbur kaldığım birçok kişinin de inandığı sahte bir Kürt dili, edebiyatı, kültürü, sanatı, folkloru ve tarihi yaratmışlardır. Türk düşmanı devletlerin elinde oyuncak olan siyasal Kürtçüler de bu çalışmaların içine balıklama atlayarak, onlara imkân tanımışlardır.
Rusya’nın Erzurum konsolosu iken Kürtlerle ilgili araştırmalar yapan ve raporlar hazırlayan Auguste Jaba bu araştırma ve raporlarını 1860 yılında yayımlamıştır. Ardından St. Petersburg İlimler Akademisi’nin desteğiyle Fritz Justi, Auguste Jaba’nın kitabını esas alarak ilk Kürtçe sözlüğü hazırlamıştır. Vladimir Minorsky’nin de köken tasnifine katkıda bulunduğu ilk Kürt sözlüğündeki 8378 kelimenin 3080’i Türkçedir! 2230’u Farsça, 2000’i Arapça, 220’si Ermenice, 108’i Keldanice, 60’ı Çerkesce, 20’si Gürcüce ve 300’ünün kökü bilinmemektedir.
Bir başka gerçek ise “Kürt” kelimesinde gizlidir! “Kürt” kelimesi de öz be öz Türkçedir! Evet, yanlış okumadınız “Kürt” kelimesi Türkçe bir kelimedir. Bunu Kaşgarlı Mahmut’un büyük eserinde, Divanü Lügati't Türk’te görmekteyiz. Kaşgarlı Mahmut’un yazdığına göre “Kürt” kelimesi “dallarından yay, kamçı ve değnek yapılan kayın ağacına verilen addır.” Ayrıca “Kürt” kelimesi Kazakçada “yeni yağmış kar”, Şorca’da “çığ”, Çuvaşçada “karların dağda oluşturduğu saçak, çıkıntı ve kar yığıntısı”, Uygurcada “kar denizi, kar gölü”, Kazan Türkçesinde, Kırgızlarda ve Yakut Türklerinde “kar yığını” anlamına geliyor…”
Günümüz Türkiyesinde pek çok yerde üzerinde yüründüğünde batmayacak şekilde sert olan kar yığınına “kürtün, kürtük” denmektedir.
Dil; etnik köken tespitinde kullanılan en önemli araçlardan biri olduğuna göre, yukarıdaki veriler Kürtlerin ağırlıklı olarak Türk olduğunu belgeleyen önemli delillerden biridir.
Kendilerini ayrı bir ırk sanan fakat aslında öz be öz Türk olan Kürtlerin folkloru da bize benzemektedir. Kürt türküsü diye yutturulan ezgilerin bir kısmı Türkçeden tercümedir. Atasözleri, deyim ve maniler de Türkçe atasözü, deyim ve manilerin tercümesidir.
Halı ve kilim desenleri, mezar taşları yani kültürel bir takım nesneler de, Türkler'in ki ile aynıdır.
Tüm Türk coğrafyasında kutlanan Nevruz bayramı da, bu ortak noktalardan sadece biridir.
Yemeklerimiz de aynıdır, damak zevklerimiz de! Ayranımız, tarhanamız, pilavımız, turşumuz, kavurmamız, cacık ve çökelik her yerde aynıdır. Cenaze törenlerimiz de aynıdır, doğum, düğün, nişan ve sünnet törenlerimiz de! O halde bu nasıl ayrı bir ırk oluyor?
Kürtler'i ayrı bir ırk olarak gösterme çalışmalarında; Markscı ve Leninci fikirlerin (Komünizm'in, yani Ortaklaşacılığ'ın) etkisi büyük olmuştur. Markscı ve Leninci fikirlerin etkisiyle başımıza bela edilen Kürtçülük günümüzde pek çok destekçisiyle bir bölücülük ve yıkıcılık batağında çaresizce debelenip duruyor. Bu bataklığa düşürülenlerin önce fikirleri hadım ediliyor, ardından da beyinleri iğfal ediliyor.
Oysa 11. yüzyıldan önce Ortadoğu-Arap-İslam tarihinde Kürt tabiri görülmemektedir. İlk Kürt tabirine Göktürklerde rastlanılmaktadır. Yenisey, Elegeş Bengütaş’ında bir Türk boyu olarak Kürtlerden ve Alp Urungu adlı beylerinden bahsedilmektedir. Bu bağlamda Göktürk kitabelerinde bahsedilen Kürtler ile 11. yüzyıldan sonra Anadolu’ya gelen Oğuz Türkleri içindeki Kürtlerden başka bu adla anılan bir topluluk yoktur!
Dolayısı ile Kürtler ayrı bir ırk değil sapına kadar, öz be öz Türk’tür! Kürtçe de müstakil olmayan, derleme toplama, uyduruk bir dildir! Kürtler'in bu dil aracılığıyla birbirlerini anlamadıkları da bir gerçektir.
Sapına kadar bir Türk boyu olan Kürtler'i isteyen istediği yere çekmiştir. Kürtler'i bir ırk olarak İran, Arap, Ermeni ve Mezopotamya’nın yok olmuş ırklarına dayandırma çabaları da yaklaşık yüz yıldır devam etmektedir. Ancak ne var ki bu çalışmalardan kesin bir sonuç alınamamaktadır.
Bizim derdimiz “Kürt”le değil vatan hainleri iledir! Kürtler de biliyor ki, ayrımız gayrımız yoktur! Biz ne kadar Türk isek, onlar da o kadar Türk!
Tek koşulumuz var! İhanet etmeyeceksin!
M. BİROL CEVİZOĞLU
Kaynak:
Prof. Dr. A.Haluk Çay, Her Yönüyle Kürt Dosyası,
Ali Tayyar Önder, Türkiye’nin Etnik Yapısı,
A.Cem Ersever, Kürtler, PKK ve Abdullah Öcalan,
Türkiye’de Yıkıcı ve Bölücü Akımlar, K.K.K Yayınları
Yayının oluşturulma tarihi: 29 Temmuz 2013
Bugün: 1 Eylül 2013, Kuvayı Milliyeci
Dünyaca ünlü tarihçilerin araştırmalarına göre “Kürt” adıyla anılan ayrı bir ırkın ve “Kürtçe” denilen bir dilin tarihin hiçbir anında olmadığı kesinleşmiştir. Hem “Kürt” diye bir ırkın varlığı hem de “Kürtçe”nin müstakil bir dil olduğu; yalan, uydurma ve palavradır. Aksine “Kürt” denilen topluluklar ile Türkiye cumhuriyetinin sahibi Türklerin pek çok ortak noktaları vardır. Kürtlerin etnik kökenini tespit etmede işe yarayacak en önemli belge sayılan Kürtçe lügatin neredeyse yarısı Türkçedir.
Dilin etnik köken tespitinde kullanılan çok önemli bir araç sayıldığını bilen Auguste Jaba, Fritz Justi ve Vladimir Minorsky adındaki Rus bilim adamları Kürtlere uyduruk bir lügat icat etmiştir. Bir etnik kimlikten bahsedebilmek için bir dil sahibi olmanın önemini çok iyi bilen mihraklar ne yazık ki ülkemizde aynı havayı solumaya mecbur kaldığım birçok kişinin de inandığı sahte bir Kürt dili, edebiyatı, kültürü, sanatı, folkloru ve tarihi yaratmışlardır. Türk düşmanı devletlerin elinde oyuncak olan siyasal Kürtçüler de bu çalışmaların içine balıklama atlayarak, onlara imkân tanımışlardır.
Rusya’nın Erzurum konsolosu iken Kürtlerle ilgili araştırmalar yapan ve raporlar hazırlayan Auguste Jaba bu araştırma ve raporlarını 1860 yılında yayımlamıştır. Ardından St. Petersburg İlimler Akademisi’nin desteğiyle Fritz Justi, Auguste Jaba’nın kitabını esas alarak ilk Kürtçe sözlüğü hazırlamıştır. Vladimir Minorsky’nin de köken tasnifine katkıda bulunduğu ilk Kürt sözlüğündeki 8378 kelimenin 3080’i Türkçedir! 2230’u Farsça, 2000’i Arapça, 220’si Ermenice, 108’i Keldanice, 60’ı Çerkesce, 20’si Gürcüce ve 300’ünün kökü bilinmemektedir.
Bir başka gerçek ise “Kürt” kelimesinde gizlidir! “Kürt” kelimesi de öz be öz Türkçedir! Evet, yanlış okumadınız “Kürt” kelimesi Türkçe bir kelimedir. Bunu Kaşgarlı Mahmut’un büyük eserinde, Divanü Lügati't Türk’te görmekteyiz. Kaşgarlı Mahmut’un yazdığına göre “Kürt” kelimesi “dallarından yay, kamçı ve değnek yapılan kayın ağacına verilen addır.” Ayrıca “Kürt” kelimesi Kazakçada “yeni yağmış kar”, Şorca’da “çığ”, Çuvaşçada “karların dağda oluşturduğu saçak, çıkıntı ve kar yığıntısı”, Uygurcada “kar denizi, kar gölü”, Kazan Türkçesinde, Kırgızlarda ve Yakut Türklerinde “kar yığını” anlamına geliyor…”
Günümüz Türkiyesinde pek çok yerde üzerinde yüründüğünde batmayacak şekilde sert olan kar yığınına “kürtün, kürtük” denmektedir.
Dil; etnik köken tespitinde kullanılan en önemli araçlardan biri olduğuna göre, yukarıdaki veriler Kürtlerin ağırlıklı olarak Türk olduğunu belgeleyen önemli delillerden biridir.
Kendilerini ayrı bir ırk sanan fakat aslında öz be öz Türk olan Kürtlerin folkloru da bize benzemektedir. Kürt türküsü diye yutturulan ezgilerin bir kısmı Türkçeden tercümedir. Atasözleri, deyim ve maniler de Türkçe atasözü, deyim ve manilerin tercümesidir.
Halı ve kilim desenleri, mezar taşları yani kültürel bir takım nesneler de, Türkler'in ki ile aynıdır.
Tüm Türk coğrafyasında kutlanan Nevruz bayramı da, bu ortak noktalardan sadece biridir.
Yemeklerimiz de aynıdır, damak zevklerimiz de! Ayranımız, tarhanamız, pilavımız, turşumuz, kavurmamız, cacık ve çökelik her yerde aynıdır. Cenaze törenlerimiz de aynıdır, doğum, düğün, nişan ve sünnet törenlerimiz de! O halde bu nasıl ayrı bir ırk oluyor?
Kürtler'i ayrı bir ırk olarak gösterme çalışmalarında; Markscı ve Leninci fikirlerin (Komünizm'in, yani Ortaklaşacılığ'ın) etkisi büyük olmuştur. Markscı ve Leninci fikirlerin etkisiyle başımıza bela edilen Kürtçülük günümüzde pek çok destekçisiyle bir bölücülük ve yıkıcılık batağında çaresizce debelenip duruyor. Bu bataklığa düşürülenlerin önce fikirleri hadım ediliyor, ardından da beyinleri iğfal ediliyor.
Oysa 11. yüzyıldan önce Ortadoğu-Arap-İslam tarihinde Kürt tabiri görülmemektedir. İlk Kürt tabirine Göktürklerde rastlanılmaktadır. Yenisey, Elegeş Bengütaş’ında bir Türk boyu olarak Kürtlerden ve Alp Urungu adlı beylerinden bahsedilmektedir. Bu bağlamda Göktürk kitabelerinde bahsedilen Kürtler ile 11. yüzyıldan sonra Anadolu’ya gelen Oğuz Türkleri içindeki Kürtlerden başka bu adla anılan bir topluluk yoktur!
Dolayısı ile Kürtler ayrı bir ırk değil sapına kadar, öz be öz Türk’tür! Kürtçe de müstakil olmayan, derleme toplama, uyduruk bir dildir! Kürtler'in bu dil aracılığıyla birbirlerini anlamadıkları da bir gerçektir.
Sapına kadar bir Türk boyu olan Kürtler'i isteyen istediği yere çekmiştir. Kürtler'i bir ırk olarak İran, Arap, Ermeni ve Mezopotamya’nın yok olmuş ırklarına dayandırma çabaları da yaklaşık yüz yıldır devam etmektedir. Ancak ne var ki bu çalışmalardan kesin bir sonuç alınamamaktadır.
Bizim derdimiz “Kürt”le değil vatan hainleri iledir! Kürtler de biliyor ki, ayrımız gayrımız yoktur! Biz ne kadar Türk isek, onlar da o kadar Türk!
Tek koşulumuz var! İhanet etmeyeceksin!
M. BİROL CEVİZOĞLU
Kaynak:
Prof. Dr. A.Haluk Çay, Her Yönüyle Kürt Dosyası,
Ali Tayyar Önder, Türkiye’nin Etnik Yapısı,
A.Cem Ersever, Kürtler, PKK ve Abdullah Öcalan,
Türkiye’de Yıkıcı ve Bölücü Akımlar, K.K.K Yayınları
Yayının oluşturulma tarihi: 29 Temmuz 2013
Bugün: 1 Eylül 2013, Kuvayı Milliyeci






