"Türk Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimlerini benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, "Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır" demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır.

Polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç: ''Polis, henüz devrim ve Cumhuriyetin polisi değildir." diye düşünecek, ama hiç bir zaman yalvarmayacaktır. Mahkeme onu yargılayacaktır. Yine düşünecek: ''Demek, adliyeyi ıslah etmek, yönetim şekline göre düzenlemek lazım.'' diyecek. Onu hapse atacaklar. Yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte; bana, başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haksız ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek.

Diyecek ki: "Ben; inanç ve düşüncemin gereğini yaptım. Araya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir."

İşte benim anladığım Türk Genci ve Türk Gençliği!
Başbuğ Gâzi Mustafa Kemâl ATATÜRK
 
   AKP, halkımızı nasıl kandırıyor? Okuyalım, öğrenelim.

   Uyarı: Bu AKP’li; hem Atatürk’ü seviyor, hem de Tayyib’i. İlginç!

   AKP’li anlatıyor, dinleyelim:

   ‘‘Ben; 15 yıl öncesine göre, Türkiye’nin; çok daha bağımsız, çok daha demokratik bir ülke olduğunu düşünüyorum. İsmet İnönü ve Celal Bayar da dahil, o dönemden bu yana hiç bir hükümet, halkı için bu kadar iş yapmadı. Bu, büyük bir gerçek.

   Ben; Türkiye’nin, seksenli yıllarının sonunu ve doksanlı yıllarını iyi hatırlayan birisi olarak, şu anda ülkemin durumundan çok çok memnunum. Neden derseniz, en basit örnekler:

  • 90’lı yıllarda, her vatandaş uçağa binemezken ve ülkemizde sadece 20 ilde havaalanı varken, bugün 50’nin üzerinde havaalanımız var ve istediğim zaman istediğim şehre uçakla gidebiliyorum.
  • Sağlık konularında yapılan girişimler mükemmel ötesi. Bundan beş ya da altı yıl önce, SSK hastanesinde tedavi olmak, muayene olmak; mucizeydi, zulümdü. Bir SSK’lı, normal devlet hastanesinde bakılmıyordu. Bu sigortalı; bunu SSK hastanesine götürün diyorlardı. Gecenin 1’inde kalkıp, kışın, hastane bahçesinde numara alabilmek için sıraya girdiğim günleri biliyorum ben. Sabah sıra numarası alıp, saatlerce de doktor kapısında bekletiliyorduk. Muayene bitince, bir de ilaç kuyruğu çilesi vardı ki, saatlerce SSK hastanesinin eczanesinde ilaç almak için kuyruk beklerdik. Ama şimdi, internetten giriyorum, bu akşam numara alıyorum ertesi gün randevu saatinde gidip muayenemi oluyorum ve hastaneden çıkıp, istediğim eczaneden ilacımı alıyorum. İşte bu, bana, yani vatandaşa en büyük hizmettir.
  • Ülkemizde; ulaşım için yapılan hizmetler ve girişimler de gözümüzün önünde, söylememe gerek bile yok. Ben; bugün, İstanbul’da şehiriçinde, bundan 5 yıl öncesine göre çok daha rahat yolculuk ediyorum. Şehirlerarası yapılan otoyollar ve demir yolları da cabası, daha önce özel araba ile 9 saatte gittiğim yolu şimdi 6 saatte gidiyorum. Geçmişte; tirenle, Denizli’ye gitmek 15 saat sürerken, bitecek olan hızlı tiren projesiyle 8 saate düşecek. Konya’ya, İstanbul’dan 3,5 saatte gideceğim. Bu; bana, yani vatandaşa hizmet değil mi?
  • Bizim okuduğumuz yıllarda, babalarımız okullardan verilen kitap listelerini arayıp bulmak için kıçlarını yırtardı. İlk okul öğrencisinin kitapları, bir işçinin aylığının yarısı kadar tutardı; çoğu çocuk, babasının parasızlığından dolayı, okullar açıldıktan sonra haftalarca kitaplarını tamamlayamazdı. Her hafta verdiğimiz dergi parası da cabasıydı. Şimdi, okulların açıldığı ilk gün, çocuklar okula gidiyor ve bütün ders kitapları sıraların üzerinde. Hem de bir kuruş para ödemeden. Hatta şimdi, çoğu illerde ve ilçelerde; defter kalemi bile, devlet veya belediyeler karşılıyor. İşte bu; bana, yani vatandaşa hizmettir.
  • Üniversitede okuyan öğrencilerin, şimdiki olanaklarını da saymama gerek var mı? Gene de, bilgileri tazelemek adına aklıma gelenleri söyleyeyim. Üniversite’de okuyan bir öğrenci, bugün neredeyse asgari ücrete yakın devletten harçlık alıyor. Üniversite harçları ise öğrencinin cebinden çıkmıyor, yurt hizmetleri zaten ortada. Bu; bana, yani vatandaşa hizmet değil mi? 
  • PKK bitme noktasına geldi.
  • Türkiye; turizimde büyümesini sürdürüyor.
  • Türkiye; kendi silahlarını yapma konusunda büyük adımlar atmaya devam ediyor ve güneydoğuda yapılan yatırımlar artıyor.
   İşte gezi teröristleri; bunları engellemek için, bu halka yapılan güzellikleri köreltmek için bir tiyatro sergiledi. Ama oyunları tutmadı, tutmayacakta.’’

   Gelin, bir de bu AKP’linin, GEZİ DİRENİŞİ hakkındaki yorumlarını okuyalım.

   ‘‘Gezi olayları önceden plânlanmış bir tezgâhtır. Tâ 2009’da plânlanmış ve öngörüsünü yapmış adamlar. Şöyle ki; eğer PKK bitme noktasına gelirse, Türkiye, turizimde engellenemez büyümesini sürdürürse, kendi silâhlarını yapma konusunda büyük adımlar atmaya devam ederse ve güneydoğuda yatırımlar yoğunlaşırsa; o zaman büyük bir halk ayaklanması başlatılmalıdır diyerek, 2009’da pilânlamışlar bu tezgâhı. Bununla ilgili bir kaç gazeteci, geçtiğimiz ay içerisinde; İngiliz casusların ve profesörlerin yaptığı araştırmaları belgeleyip sundular millete.

   O olayların, ülkemizin bağımsızlığı ya da demokratikleşmesi adına yapılan bir eylem pilânı olmadığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Meydanlara çıkıp; etrafı yağmalayan, talan eden gurupları gördük, izledik. O olaylar, tamamiyle ülkemizi bölmek adına oynanmış büyük bir oyundur ve ne yazık ki halkımızın küçük bir kısmı da, bu oyuna alet oldu.

   Türkiye; her alanda, Cumhuriyet tarihinin en büyük atılımlarını yapıyor. Gezi olayları; bunları engellemek için yazılmış ve oynanmış bir tiyatro sadece.’’

   Yayının oluşturulma tarihi: 5 Temmuz 2013 

   Bugün:  6 Eylül 2013, Kuvayı Milliyeci
   


















   19 Haziran, Çarşamba günü, saat: 17.00'da, Çağlayan Adliyesi'nden serbest bırakıldık. 

   Polisin, Cumartesi akşamı başlattığı gezi harekâtı akabinde, Divan Otel önündeki park sakinlerine asitli sularla saldırmaya devam etti. Buna tepkisini göstermek isteyen insan yığınlarına, biber gazlarıyla karşılık veren polis, pazar günü Taksim'den, Kabataş'a kadar bütün sokakları şiddet alanına çevirdi.

   Cihangir'de, arkadaşımızın evinden çıkıp ne oluyor diye baktığımızda, Ayça'yla birbirimize kelepçelenerek gözaltına alındık. Biber gazlarına boğulmuş Tophane, Kabataş caddelerinde büyük bir gurupla, zırhlı polis otobüsüne bindirildik. Polis otobüsünde Karaköy yönünde ilerlerken, eylemci gurupların taş yağmuruna tutulduk. Polis, ölüm korkusu hissetmiş olacak ki, olay sonrasında, hislerini bize karşı şiddete dönüştürdü. Küfürler etti, sikmekten, sokmaktan bahsetti. Buradaki kadınları nasıl becereceğini kustu. Hiçbir zaman taş atmadığını söyleyen insanları tokatladı.

   Sonrasında, Vatan Emniyet'e getirildik. 25 kişilik otobüste, 48 kişiydik. Alışverişten dönen teyze ve kızı; AKP'ye oy vermiş, ama bu anlamsız polis şiddetine tepki göstermek isteyen abimiz; ilk kez tepki yürüyüşüne gelmiş olan biz gençler hep beraberdik. Sonrasında polis havalandırmayı kapattı, kaloriferi açtı dışarı çıktı. Bir buçuk saat, avukatlar gelene kadar pişirildik, sırılsıklam olduk, baygınlık geçirenlerimiz oldu.

   9 saatlik otobüs süreci sonrası betonda geçen yarı uykulu, baygın 6 saat ve nezaret günleri başladı. Nezaret ağzına kadar doluydu. gece yarısı sorgulamaları,yasalmış gibi gösterilerek parmak izi ve fotoğraf alımları, keyfi gece uyandırmaları, çarşılı arkadaşların direnme azmiyle kolay atlatıldı.

   Çarşamba günü, ikindi zamanı, savcılıkta ifade sonrası bir kısmımız salıverildik. Kalanlarımız, gece bırakıldı. Evimize 3 gün sonra dönebildik.

   Bu olaylar bizde direniş umudunu doğurdu. Devletin; baskı ve şiddetle yıldıracağını zannettiği insanlar ortak baskı karşısında en güzel dayanışma örneklerini gösterdi. Bir peçete parçasını bile, 4'e bölüp kullandık, yarım simidi 5 kişi paylaştık. Korkuyla yüzleşmeyi öğrendik. Yeni insanlar tanıdık. Şimdi umutsuzluğumuz umuda dönüştü. Mücadele devam ediyor...

   Listesini, internetten bulacağımız parklar; 9.00'da, forum alanlarına dönüşüyor. Yaşadığımız şehirlerin sorunlarını tartışıyoruz. Anlamak istemeyen, şiddet dolu konuşan devlet diline karşı, halk olarak yanıtlar arıyoruz.

   AVM'lere gitmiyoruz. Mağaza zincirlerine gitmiyoruz. Yaşamımızı güzelleştiren parklara, kendi yaratıcılığımızla çiçekler dikiyoruz. Her türden toplumsal olaya karşı farkındalık geliştiriyoruz. Sürekliliğin sağlanması için, neler yapabileceğimizi tasarlıyoruz. Ortak sözümüzü, mecliste dillendirecek kanalları arıyoruz. Demokrasinin, 4 yılda bir sandığa gitmek olmadığını biliyoruz. Yerel seçimden, genel seçime değişecek olan anayasaya; anlamadan ve tartışmadan, hayatımızı sınırlayan tek gecede geçirilen yasalara yön vermek istiyoruz.

   Biz halkız. İnsanız, işçiyiz, işsisiz, öğrenciyiz, kadınız, eşcinseliz, sendikasızız, türbanlıyız, ateistiz, aleviyiz, deistiz, müslümanız, hristiyanız, örgütlüyüz, örgütsüzüz, evsisiz, dilenciyiz, ev kadınıyız, sanatçıyız, alkoliğiz; yani biz halkın her kesimiyiz.

Ayça ve Volkan

Yayının oluşturulma tarihi: 21 Haziran 2013 

Bugün: 27 Ağustos 2013, Kuvayı Milliyeci

Ayse Akalın Kandemir: Halkı sindirme politikalarına devam.

TC Sevilay Susam: Hiç şaşırmadım. Başka ne beklenirdi ki bunlardan.

TC Pinar Yayli: Peh! Ne demokrasi ama!

TC Yabangülü Çuhadar: Ya nenem rahmetli derdi: ''Huylu huyunu bırakırsa ya adir olurmuş ya gudir aynı tas aynı hamam değişmez bunlar, bir kere alışmışlar! Her türlü pisliği yıllarca yaptılar kimse sesini zamanında bunlara çıkarmadı. Ee herifler: ''Tamam bak koyunlardan ses yok.'' diyerek istedikleri boku yediler. Halbuki belki de bizler zamanında bunlara tepkimizi gösterebilseydik bugünlere gelmezdik

TC Gül Çılkın: Çok demokratikçe, tam örnek ülkeyiz pes yani!

Şengün Tantoğlu: İnanıyorum, biz emeklilerde o nedenle hemen hemen her şeyi paylaşıyoruz, karesini hesap edip biraz olsun içinizi rahatlatın ve o kadroları bunlar gidene kadar boşaltmayın, çalışın.

Dipçe: https://www.facebook.com/photo.php?fbid=468378103254981&set=a.113533238739471.21660.100002483878697&type=1&theater 

Yayının oluşturulma tarihi: 5 Haziran 2013 

Bugün: 22 Ağustos 2013, Kuvayı Milliyeci

Atatürk Orman Çiftliği'nin, ABD'ye peşkeş çekilmesine karşı eyleme geçiliyor.

Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Ali Hakkan, Atatürk Orman Çiftliği (AOÇ) topraklarının “hülle yoluyla” ABD Büyükelçiliğine satılacağını belirterek, “Atatürk Orman Çiftliği’nin yapılaşmaya açılmasıyla, on binlerce ağaç kesildi, AKP bunu hep yapıyor artık ‘dur’ demenin zamanı geldi” dedi.

Mimarlar Odası Ankara Şubesi, geçtiğimiz hafta Atatürk Orman Çiftliği topraklarının “hülle yoluyla” ABD Büyükelçiliğine satışı için hükümet ile yapılan yazışmaları kamuoyunun bilgisine sunmuştu. Taksim direnişi ile birlikte yeniden gündeme gelen Atatürk Orman Çiftliği mücadelesi yeni bir ivme kazandı.

Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Ali Hakkan ise konuyla ilgili olarak ABD Büyükelçiliği’nden açıklama beklediklerini belirtti. Hakkan, “ABD Büyükelçiliği sessiz kalıyor, TOKİ ile Çukurambar’daki AOÇ menşeili arazi üzerinde mutabakata varıp varmadıklarını açıklamalı. Derhal buradan vazgeçmelerini istiyoruz” dedi.

Hakan, Atatürk Orman Çiftliği’nin yapılaşmaya açılmasıyla on binlerce ağacın kesildiğini, AKP’nin bunu hep yaptığını ve artık “dur” demenin zamanının geldiğini söyledi.

BAŞKENT DAYANIŞMASI AOÇ EYLEMİ HAZIRLIĞINDA

Başkent Dayanışması Sekreteryasını yürüten Mimarlar Odası Ankara Şubesi Yönetim Kurulu Sekreter Üyesi Tezcan Karakuş Candan ise, “Başkent Dayanışması kurulurken Taksim Dayanışmasını örnek aldı. Ankara’da Atatürk Orman Çiftliği başta olmak üzere yaşanılabilir bir kent mücadelesi yürütüyoruz. Taksim herkese öğretiyor. Ankara’da Atatürk Orman Çiftliği topraklarında ağaç kesilerek inşa edilen Başbakanın Aksarayına ve yapılan yollara, kuruluş amacına uygun olmayan tahsislere karşı yönelik mücadelemiz devam ediyor.

En son sit derecesinin düşürülerek yapılaşmaya açılmasına yönelik açtığımız davada bilirkişi raporu lehimize geldi. Yargıyı da Taksim Gezi Parkında alınan yürütmeyi durdurma kararı hızında çalışmaya, ABD Büyükelçiliğini, kaynağı AOÇ toprağı olan kent parçasını satın almaktan vazgeçtiğini açıklamaya davet ediyoruz” dedi. Candan, 6 Haziran’da Başkent Dayanışması olarak ABD Büyükelçiliğine yürüyeceklerini belirterek, “Başkent Dayanışması Bileşenleri 6 Haziran’da ABD Büyükelçiliği’nde siyah giysilerle siyah çelenk bırakarak siyah eylem yapacak” dedi.

ANKA 

Dipçe: https://www.facebook.com/photo.php?fbid=490175684387103&set=a.236924806378860.56466.236660669738607&type=1&theater 

Yayının oluşturulma tarihi: 2 Haziran 2013 

Bugün: 22 Ağustos 2013

TRT çalışanlarının üyesi olduğu Haber-Sen'in açıklaması ilginç bir gerçeği ortaya koydu.

"TRT çalışanları, Türkiye’nin hiçbir yerinde eylem alanlarına TRT logolu kamera ve mikrofonlarla giremiyor!" diyen Haber-Sen gösteriler sırasında TRT'de olanları şöyle anlattı: "TRT İstanbul Radyoevi binasında bulunan Haber Merkezi çalışanları, geçtiğimiz Cuma günü gösterici tepkilerinden korkulduğu için yöneticiler tarafından Ulus’taki İstanbul Televizyonu binasına gönderildi ve arkadaşlarımız oradan haber yaptı.

Hafta sonu TRT binasında, savaş dönemlerinde uygulanan “karartma tedbirleri” uygulandı.

TRT güvenlik görevlileri talimatla sivil kıyafetlerle geldiler göreve."

İşte o açıklamanın tamamı:

TRT çalışanları, Türkiye’nin hiçbir yerinde eylem alanlarına TRT logolu kamera ve mikrofonlarla giremiyor!

TRT İstanbul Radyoevi binasında bulunan Haber Merkezi çalışanları, geçtiğimiz Cuma günü gösterici tepkilerinden korkulduğu için yöneticiler tarafından Ulus’taki İstanbul Televizyonu binasına gönderildi ve arkadaşlarımız oradan haber yaptı.

Hafta sonu TRT binasında, savaş dönemlerinde uygulanan “karartma tedbirleri” uygulandı.

TRT güvenlik görevlileri talimatla sivil kıyafetlerle geldiler göreve.

Medyaya ve özel olarak TRT’ye duyulan tepkinin nedenini hepimiz biliyoruz.

İzlediği olayları Emniyet Müdürünün, Valinin, Bakanın, Başbakanın ağzıyla veren bir yayın kurumu ancak Hükümetin basın bürosu olabilir.

TRT haberlerinde bir yandan sadece resmi görevlilerin açıklamaları verilirken bir yandan da protesto eylemlerine ilişkin dezenformasyon yapılmaktadır.

Reddediyoruz!

Biz, AKP Hükümetinin ve her dönemdeki hiçbir hükümetin borazanı, propaganda görevlisi, aklayıcısı değiliz. Bizler, haberci ve yayıncıyız.

Tüm TRT çalışanlarını, yaptıkları işin etik, mesleki ilkelerine uymaya, halkın ve vicdanlarının sesini dinlemeye çağırıyoruz.

Çalışanlarını insan içine çıkamayacak bir utançla baş başa bırakan TRT yöneticileri elbet bunun muhasebesini yapacaktır.

Yapmadıkları takdirde o hesabı kendi yurttaşları, izleyicileri, dinleyicileri kesecektir.

Unutmayın; TRT’nin kasasına giren her 100 liranın yaklaşık 90 lirası halkın cebinden çıkıyor. TRT’nin harcadığı her 100 liranın 90 lirası halkın parası. TRT yöneticilerinin ve çalışanlarının maaşını hükümet değil halk veriyor. Yani çalışanlarının, yöneticilerinin aldığı maaşın her 100 lirasının 90 lirası da halkın cebinden çıkıyor.

Bu nedenle TRT yöneticileri ve çalışanları halka karşı sorumludur.

TRT, halkın haber ve bilgi alma hakkına saygı göstermelidir.

TRT yönetimi 2954 sayılı TRT yasasının yayın esaslarını belirleyen 5. maddesinin “k” ve “m” fıkralarını okusun yeter. Yasa diyor ki; “TRT, Haberlerin toplanması, seçilmesi ve yayınlanmasında tarafsızlık, doğruluk ve çabukluk ilkeleri ile çağdaş habercilik teknik ve metotlarına bağlı olmak, kamuoyunun sağlıklı ve serbestçe oluşabilmesi için kamuoyunu ilgilendirecek konularda yeterli yayın yapmak; tek yönlü, taraf tutan yayın yapmamak ve bir siyasi partinin, grubun, çıkar çevresinin, inanç veya düşüncenin menfaatlerine alet olmamak zorundadır.”

TRT yönetimini anayasaya ve kendi yasasına uygun davranmaya çağırıyoruz.

TRT Yöneticileri,

Görevinize, görevinizin evrensel ilkelerine ve etik kurallarına uyun!

Yüz binlerce göstericiyi üç beş çapulcu diye aşağılamaya çalışan Başbakan ile aynı gemidesiniz. İnat, kibir ve ısrarla fırtınaya kırıyorsunuz dümeni.

Sığınacağınız son liman, halkın bizatihi kendisidir. 04.06.2013

HABER-SEN

MERKEZ YÖNETİM KURULU 

Dipçe: https://www.facebook.com/photo.php?fbid=464560173626080&set=a.109167212498713.17645.108910012524433&type=1&theater 

Yayının oluşturulma tarihi: 4 Haziran 2013 

Bugün: 22 Ağustos 2013


Feza Kose: ADANADAN BEKLENMEYEN HAREKET TÜM TÜRKİYEYE CESARET VERİYOR. LÜTFEN HERKES BU UYGULAMAYA KULAK VERSİN.

   Pazartesiyi salıya bağlayan gece yazdığım bu başlık şu an 11.509 kişi tarafından paylaşılmış, beğenme 400.000 i aştı. Her katılımcının bu başlığa yüzde yüz uyacağını sanmıyorum. Ancak ''Kelebek Etkisi'' teorisi kitabını/yazısını okuyanlar asla umudunu kaybetmeyecektir.

   Gezi direnişi; kesilmiş veya kesilecek birkaç ağaç için yüklenebilecek anlamların hiçbirini temsil etmemektedir artık. Bu direniş; aynı zamanda bir uyanıştır. Faşist dikdatörlerin buyruklarına körü körüne itaat etmemek gerektiğinin yeniden hatırlanmasıdır. Bu kavram içerisinde; yalaka medya patronlarının ürünleri (gazete, web , tv v.s) ile yine aynı yalakaların sahip olduğu diğer; banka , AVM , petrol şti gibi akla gelebilecek tüm markalara birer tepki niteliği taşımaktadır.

Dipçe: https://www.facebook.com/photo.php?fbid=10151691380848674&set=a.424536843673.204183.727168673&type=1&theater 

Yayının oluşturulma tarihi: 3 Haziran 2013 

Bugün: 22 Ağustos 2013

Bilgi: Bu resim; 31 Mayıs 2013'de başlayan GEZİ PARKI OLAYLARI'nda, polisin sert tutumuna karşı gösterilen direnci anlatmaktadır. Bu vesileyle bu kahraman insanı da tanımış olduk.

Keremcan Gümüştaş: Annelerin evlatlarıyla eylem sürecindeki telefon görüşmelerinin evrimi:

1. gün: Dışarıya çıkarsan sütümü helal etmem.
2. gün: Dün gittin bugün artık evinde otur.
3. gün: Provakatörler varmış onlara dikkat et, ön taraflara yaklaşma.
4. gün: Bak internetten biber gazına karşı bir solüsyon tarifi aldım, onu sana gönderiyorum yanından ayırma.
5. gün: Bu akşam arayamam seni, Ayşe Teyze'nlerle, Taksim'e gidiyoruz, senin bıraktığın havuz gözlüğünü aldım, beni merak etme.

Emre Dalga Süleyman: Kimsenin ülkeye karşı olduğu falan yok ülkeye sahip çıkıp diktatörlere kapitalistlere karşılar.

Aysegul Okumus: Yasadigimiz durumla dalga gecebilen ve bundan da cok eglenen yegane genclik biziz sanirim... SUPERSINIZ!! :))

Dipçe: https://www.facebook.com/photo.php?fbid=475257349226916&set=a.171387606280560.46071.100002279656706&type=1&theater 

Yayının oluşturulma tarihi: 4 Haziran 2013 

Bugün: 22 Ağustos 2013