"Türk Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimlerini benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, "Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır" demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır.

Polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç: ''Polis, henüz devrim ve Cumhuriyetin polisi değildir." diye düşünecek, ama hiç bir zaman yalvarmayacaktır. Mahkeme onu yargılayacaktır. Yine düşünecek: ''Demek, adliyeyi ıslah etmek, yönetim şekline göre düzenlemek lazım.'' diyecek. Onu hapse atacaklar. Yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte; bana, başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haksız ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek.

Diyecek ki: "Ben; inanç ve düşüncemin gereğini yaptım. Araya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir."

İşte benim anladığım Türk Genci ve Türk Gençliği!
Başbuğ Gâzi Mustafa Kemâl ATATÜRK
  Akşam; Konya Valisi İzzet Bey, köşk’te bir ziyafet vermiş, yemeğe Konya milletvekilleri de davet edilmişti. O zamanlar Gazi’nin özel kalem müdürü olarak gezide bulunan Hasan Rıza (Soyak) Bey’in bu yemekle ilgili bir hatırası şöyledir:

  Konya’da Gazi’ye, halk tarafından hediye edilmiş olan konaktaki milletvekillerinin bazılarının da davetli olarak bulunduğu bir akşam yemeğinde, Milli Mücadeleden söz açılmıştı. Sofrada bulunanlar, o zamana ait hatıralarını anlatıyorlardı. Gazi çok neşelenmişti. Bu tatlı sohbet en hararetli noktasına geldiği bir sırada milletvekillerinden Refik Bey (Koraltan) Gazi’ye hitaben uzun bir nutuk vermeye koyuldu; konuşma özet olarak şöyledir: -“Her şeyi yapan sensin, bütün varlığımızı sana borçluyuz; sen olmasaydın, başka hiç kimse, hiçbir şey yapamazdı, bundan sonra da yapamaz. Allah seni başımızdan eksik etmesin” diyordu. Gazi’nin neşesi kaçmış, bunalmaya başlamıştı, bahsi kapatmak istedi: -“Beyefendi, bütün yapılanlar, herkesten evvel büyük Türk milletinin eseridir. Onun başında bulunmak bahtiyarlığına ermiş bulunan bizler ise, ancak onun bilinçli fedakârlığı sayesinde fikir ve iman birliği içinde birlikte görev yapmış, bu şekilde başarı kazanmış insanlarız. Gerçek bundan ibarettir.”